Biraz daha dikkat

Halkımızın ve tüm dünyanın gözleri önünde partiler ve basın olarak sınav veriyoruz.

Uluslararası basın özgürlüğü günlerinde ve de Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesindeki görünüm, pek iç açıcı değil. Ana muhalefet liderinin oluşturduğu ve basınımızın herhalde sözlük anlamını pek bilmeden kondurduğu “şer cephesi”, ana muhalefet anlayışına da, basın ahlakı anlayışına da pek sığar cinsten değil.

DEDİKODU

Bu güzelim Türkçe sözcük, bugün bir isim niteliğindeyse de başlangıç yıllarında iki ayrı sözcükten oluşmuştu. “O şunu dedi, bu şunu yaptı” merakı, “dedikodu” sözcüğüne analık etmiş olmalı. Tüm insanların hoş olmayan zayıf bir yanı bu! Hiçbir zaman kıvamında bırakılmamış! Diyeceksiniz ki çenelerin, ses aygıtlarının oluşturduğu en tatlı şey galiba bu! Zati ilk gazetenin doğuşuna ilk ışığı tutmuş ve besin kaynağı olmuş olan da dedikodu değil mi?

DOKTORA BAK SEN

Fransız doktorlarından Renau Dot, 16. yüzyılın tipik bir kumkumacısı. Evlere muayeneye gittiğinde, bir yandan da lafazanlıkla haber ulaştırıyor:

“-Şu dedi ki.”
“-O dedi ki.”
“-Falan şöyle yapmış…”

Adam hasta! Hayır hayır, o da insan! İvedi işi olduğu zaman duyduklarını, gördüklerini küçük bir kâğıda yazıp hastasına bırakıyor. Bıraktıkça da müşterisi çoğalıyor. Doktor bakmış ki, müşterileri ve meraklıları artmada. Bu haberleri yazıp yaymak için Kardinal Richlieu’den izin istiyor. “Olur” veren Hıristiyan din öncüsünü de alır bir merak. Kendisi de doktora, duyduğu haberleri yollamaya başlar. Böylece 16. yüzyılda ilk gazete, Gazette France ortaya çıkmıştır.

Bugün, dedikodusuz bir gazete yaşayabilir mi? Belki de zor. Ne ki haberin kaynağını oluşturan şey, gerçek olmalı. Kişilere düşmanlık kokusu taşımamalı. Eleştiride hırs ve kin, övgüde çıkar, uşaklık, yaranma ve yıpratma bulunmamalı.

BARLAS OLAYI

Güneri Cıvaoğlu zamanında ve ondan sonra genel yönetmenliğe getirilen Barlas zamanında ben de haftalık söyleşilerimi yazıyorum, Güneş’te. Önce başyazılarını, birdenbire de gazete manşet ve haberlerini ANAP doğrultusuna çeviren Barlas, baba dostudur. Rahmetli Cemil Sait Bey’in oğlu. Biz, babasının musikili meclislerine katıldığımız günlerde, henüz ortaokul öğrencisi. Bana babasından gelen bir sevgi bağı ile bağlı. Güneş ve Sabah, birbirlerine karşı saldırıya geçer ve Güneş’in sahibi Mehmet Ali Yılmaz’ın resmi, bazı “baba”lar arasında yayınlanır ve Barlas’a “baba”ların iş takipçisi olarak saldırır Sabah. Çok ağır, içime pek sindiremediğim bir yayındır bu!

Tam bu sırada Barlas, Dinç ve ailesi hakkında duyduğu bir bilgiye dayanarak benden çirkin bir ricada bulunur:

“-Hocam; Yeniasır ilk kez Selanik’te çıkarken, İzmir’e Yunan ayak basınca ‘Zito Venizelos’ diye bir başlık atmış. Bu gazeteyi, ya da fotokopisini bulup getirirseniz on maaş peşin, en lüks otel ve daha başka şeyler…”

Ben, “İzmir Yeniasır’da fıkra yazdım, sahibi ve başyazarı arkadaşım. Hem böyle bir yazı olduğunu kabul etsek bile orada bırakılır mı bu başmakale, bugüne kadar” demiştim.

“Sabah”, Barlas’ı uzaklaştırdı. “Hürriyet” aldı. Bir de baktık… Hürriyet’ten ayrılmış, yeniden Sabah’a geçmiş.

İyi ama Hürriyet’teki yazılarını izledim. “Demirel şöyle, Demirel böyle” Demirel’siz tek yazısı yok.

O büyük insan Sedat Simavi’nin, merhumun gazetesinde, bu yazılar hiç mi dikkati çekmedi? Dedikoduya dayanan gazetelerimizin hemen çoğunda durum bu!

DEMİREL DEMİREL DEMİREL

En güncel konu bu! Başka ne yazılabilir ki!” denilebilir. Ama manşetlere bakın: Her gün yeni bir yorum. Çoğunluk partisinin lideri! Beş yüz günde vaat edilenlerin henüz çoğunu yapamamış ama, terörü dindirmiş mi, Sayın Yılmaz’ın inkârına karşın? Demokratik haklardan bir bölümünü yürürlüğe sokabilmiş mi? Bunca yıllık devlet hizmetlerinin sonunda Cumhurbaşkanlığı’na mı talip? Muhalefet olarak “hayır” mı diyordunuz? Hani demokratik yöntemler? Doğru Yol’u yıllarca omuzlamış Cindoruk’un gölgesine sığınarak, öteki partilerle fiskosa geçerek, “şer cephesi” oluşturarak muhalefet hakkını “şer” hakkına dönüştürmek yaraşır mı?

Bana yavşak” dedi. Demirel adına zırt pırt o konuşuyor diye temiz, ama çenesini tutamayan bir çocuğa kızılıp oruç bozulur mu? Başbakanlık da yapmış olan bu acul ve “şer cephesi” kuruculuğunu oluşturmuş olan Yılmaz’ın partisinde, en az kendisinin on katı ağırlığında değer taşıyan dostlar var. Onlar neden susar?

Bu tarihi günde, basın dedikodu haberciliğinden, yarının umudu ANAP da “şer” cepheciliğinden kendini sıyırabilmeli değil mi?


Şardağ, R. (1993, Mayıs 6). Biraz daha dikkat. Milliyet, s. 20. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın