Sorun, Tanju sorunu değil ki…

Gazetelerimizi kaplayan manşetlik haber “Hükümet, Tanju Çolak’ı kurtardı” Türk futbolunun ünlü oyuncusu, ülkeye kaçak bir Mercedes soktuğu suçlamasıyla mahkûm edildi. Konu yargıtay’da ve de yargıtay’dayken hükümetimiz, “Kanun Kuvvetinde Kararname” çıkararak kaçakçıları hapisten kurtaracak olan para cezası sınırını Tanju’ya verilen ceza sınırını da içerik olmak üzere yükseltti.

SORUN, KAÇ KOLLU?

Önce, şu “kanun kuvvetinde kararname” sözü, düşündürücü ve de ürkütücü. Kaçakçılığa, vurguna alışmış tüm yolsuzlar için bir pas bileti sayılmaz mı bu? Rahmetli Özal’ın girişimleriyle gelen bu görüşün, yolsuzluklara nasıl elverişli olduğunu, bu konularda kalemini, hırsızların kahrına olarak kullanan Emin Çölaşan oğlumuz, başkalarına gerek bırakmayacak nitelikte yazmış. Biz, biraz daha dolambaçlı yollara doğru konuyu sürükleyelim:

“Kararname”, “kanun kuvvetinde” olabilir mi? Meclis’in ve oradan çıkan yasaların üzerinde, ya da çizgisinde bir kararın güçsüzlüğü ortada değil mi? Tatilleri azaltsınlar, çalışma saatlerini çoğaltsınlar. “Kanun kuvvetinde kararname” hastalığından lütfen kendilerini kurtarsınlar. “Terör”, “fevkalade hal” için bile Meclis’e başvuran hükümetin, ivediliği olmayan bir konuda Meclis’i bir yana bırakıp “fevkaladelik” hırkasına bürünmesi, düşündürücü değil mi?

NASILSINIZ LÂLE ORALOĞLU?

Anımsayacaksınız; bir Arap ülkesinden gelmiş beş-on kahve fincanını kaçak olarak yurda soktu diye zavallı film artistimiz Lale’ciği, yasalara göre hapse atmış, hırsızlara, katillere özgü bir koğuşa tıkmıştık. Tanju Çolak da hakkında bir yargı kararı olmasına karşın bu duruma düşsün isteyemem ki!

Magazinlerde ve dillerde çok gezen bu genci severim. Çocukluk yıllarında Fenerbahçeliliği sürdürdüm. Ama artık üç büyük kulübün aslarını ayırmadan seviyorum. Havada uçan kuşları yakalayan ökseler gibi, top yakalayan, onun sekişini ayağından önce beyni ile sezinleyen, topla gizli anlaşması varmış gibi cilveleşen; boşları doluya, autları gole çeviren Tanju’nun kurtulmasına seviniyorum da, ne ki adalet ne olacak? İlgili mahkeme, kaçak Mercedes için para cezası yanında dokuz yıla yakın bir de hapis cezası yanında dokuz yıla yakın bir de hapis cezası vermiş ve de dava Yargıtay’a ulaşmış. Tam bu sırada çıkan ve Meclis’e uğratılmadan Bakanlar Kurulu’nca yürütmeye konulan karar, mülkün temeli olan adalete “nah sana” demiyor mu? Gerçi ırz düşmanı katilleri, vatan hainlerini yıllarca bekletip, “esbâb-ı muhaffefe”ler, yani hafifletici nedenler bulma olanağına sahip kılan yargıçlarımızın, Tanju’ya, para cezası dışında dokuz yıl da hapis hükmü biçmesi, biraz düşündürücüdür. Ne var ki hükümetimizin aldığı bu yıldırım karar, sadece Tanju severleri değil, milletin ve yetimlerin hakkını rahatça lüpletenleri de sevindirecek. Hukukun bir de yara almışlığı yok mu? Yargıtay ne yapacak? Davaya bakacak mı? Sonunda, belki orada da aklanmayacak olan Tanju davası, adaletle Bakanlar Kurulu çelişmesi gibi hiç hoş olmayan bir sonuca sürüklenecek.

Her neyse efendim, yine Tanju’ya dönelim; cin zekasını, beyni ile ayakları arasında yoğunlaştırmış olan Tanju’muza da yaramazlıklarını katlamaktan vazgeçmesini dileyelim. Gönlüm istiyor ki, adı hep spor alanlarında dalgalansın: Sevgisi, haftalık magazinlerde değil, gönüllerde uçuşsun ve Sokrates’in, öğrencisi Platones’e söylediği şu sözleri unutmasın:

“Ya Platones! Bu spor, bu matematik ve bu jimnazyum, senin kalbine bir yumuşaklık, davranışlarına bir ahlaksallık, incelik ve bir güzellik kazandırmıyorsa ben neyleyeyim o jimnazyumu?..”


Şardağ, R. (1993, Haziran 24). Sorun, Tanju Sorunu Değil ki. Milliyet, s. 19. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın