Bir Aziz Nesin olayı geçmişti

Hindli bir Hıristiyan, “Kur’ân’ı, “Şeytan âyetleri” olarak ilan eden İngilizce kitap yazmıştı ya: Humeyni, ölüm fermanı biçmişti; bu birinci konu.

Aziz Nesin, yüzde doksan sekizi Müslüman olan ülkede onu çevirip yaymak istiyor; bu da konunun bir başka perdesi.

Zübük” ustası Aziz Nesin, mezarlıkların kaldırılmasından yana; bu konu üzerinde de bastırıp durmada.

İslâm adına, Allah adına kendini ceza vermeye görevli sanan bir Müslüman topluluğu demirlerle, sopalarla dükkanları yıkıyor, eşyaları parçalıyor ve polis güçlükle önlüyor. Bunun üzerinde de duracağız.

ZABITA OLAYI MI?

Olaylar karşısında, vicdanlarına İslâm’ı sindirmiş olan partililerden, İslâm’ı, yollarına bayrak yapmış, Refah’çılardan çıt yok.

Biz sağcıyız, sağ ve merkez partileriz” diyen, hangi niteliklerle birbirinden ayrıldıklarına hâlâ kafamızın yatmadığı ANAP ve Doğruyol’a bakıyoruz. Birbirlerini yemekten bu olayda solukları bile çıkmadı.

Kendisiyle, geçmiş yıllarda, güzelim İslâm’ı konuşup onun gerçeğindeki ilâhi adaletin, sosyal adaleti içerdiğini gördüğümüz Ecevit’te suskun. Allah’lı bir ülkede, peygamberi, Şeytan yerine koyan bir kitabın savunulmasına ve inançlı halkın ayaklanmasına kendileri de Müslüman öteki tüm partilerden bir “öhööö” sesi bile çıkmıyor. Koyabildikleri bir tavır yok.

İSLÂM’A EĞİLİN BİRAZ

İslâm adına hüküm savuranların niteliksizliklerine bakmayın siz. İsa’dan sonra 9-11. yüzyıllar arasında Batı, bugünkü Müslümanların geri kalmışlığından daha beter durumda. Müslümanlar, okul yaptırmadan ölmeyi imansızlıkla bir sayıyor. Nizâmiyye, Mustansıriyye, Halâviyye, Huseyniyye, El’ezher başta, yüksek okullar Kâşgar’dan Merâkeş’e kadar, yıldız yıldız uzanıyor. Olumlu bilimler, dinler, hatta İslâm tartışılıyor. Batılılar cebir, geometri, felsefe, tıpta İslâm’la uyanıyor. Onların bugünkü reading’i, İslâm’ın Kırâat’idir. Lidence, İslâm’ın İcâze’si Baccalareus, ortak bilim dili olan Arapçadaki Bihakkırrivâye’dir. Güneş ışığı gibi Batı’yı yakan, dört yüz yıl bayrak olup dalgalandıktan sonra yanlışlıklara saptırılmak istenen İslâmlık.. İslâm’dan öz ve ruh alan partilerin bomboş görüntüleri.. İslâm’a saygılı, öteki partilerin, yüce Kur’ân’a eğilmemeleri karşısında buyurun Aziz Nesin  olayına ve buyurun hoş görüsü sonsuz Allah’ımızın nurlu seslenişine:

“-Kur’ân, ancak aranızda doğru yola gitmeyi dileyene ve evrenlere bir öğüttür.” (Tekvir Sûresi, Âyet: 27-28)

Kur’ân’da en az on kez, O’nun öğüt olduğu buyurulur ve sevgili Peygamberimize bile sadece “Kur’ân’la öğüt verme” görevi verilir. Öyleyse Aziz Nesin olayında zora başvurmak, Allah adına ceza vermek görevi, bize düşmüyor.

YA NESİN’İN YAPTIKLARI

Ayıp! Çirkin! Günah!

O Hind-Hıristiyan bozması herifin, bir de “İncil’deki Şeytan âyetleri” adlı kitap yazıp herhangi Hıristiyan ülkede yayınlamaya kalktığını düşünün. Ters yüzü kovulmaz mı?

Aziz nesin, mezar istemiyor, orada gömülmek istemiyor. Olabilir; karışamayız. “Ben dinsizim” diyor. Bize ne? Hesabı Allah’a verecek. Kendisini, cezalandırmaya kalkmamızın da gereği yok. Ama o, kalkıpta, “Mezarlıkları kaldırın. Allah âyetlerinin Şeytan âyetleri olduğuna inanmakla yetinmiyorum; Bunları tüm Müslümanların gözüne sokacağım” derse yüzde doksan sekizi Müslüman olan bir ülkede tepki doğmaz mı?

Aziz Nesin’i bu davranışlara iten nedeni düşünüyorum: Marks felsefesinde Allah yok. O da Marksizmden dönmüyor. Eski Marksçı arkadaşları, rahmetli Özal’ın safına katıldılar. O, bunu yapamıyor; gündemde de değil. Yeni güldürü eserleri veremiyor. Arada bir patlıyor. Ne ki kesinkes bir görüşüm de yok. Yoksa Müslümanlık adına ortada görüntülenen şeylere bir tepki mi duymada?

Hemen söyleyelim ki, bugünkü görüntü, gerçek Müslümanlığın, Kur’ân’ın, olumlu bilimlerin çok mu çok gerisindedir. Nesin, bilgi istesin; onu İslâm’a kazandıracak yücelikleri bir bir sayalım. Batı’daki olumlu bilimler dünyasının ve Marks’ın istediği sosyal adaletin Kur’ân’da bulunduğunu belirtelim. Başta refah olmak üzere tüm partilerin, İslâm’ın gerçeğinde ve yüceliğinde el sıkışmaları gerek. Allah, Peygamber ve Kur’ân dururken; aracıları, cahilleri, dinsizleri, din bezirgânlarını silkelemeliyiz.

(*) İstanbul’da ağır bir operasyon geçirdiğim günlerde yazdığım haftalık yazımda, bir bellek yanıltısı olarak Celal Sahir’e ilişkin dizeleri, Saffet Nezihi merhuma bağlamışım. Beni düzelten Dr. Güray Barlas Bey’e teşekkür ediyorum.


Şardağ, R. (1993, Temmuz 1). Bir Aziz Nesin Olayı Geçmişti. Milliyet, s. 17. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın