
Yavuz Donat evladımız, geçtiğimiz hafta bazı siyasilerimizin görevi devraldıkları seleflerine karşı saptadığı güzel davranışlarına not koymuş. Bu arada, Yargıtay Başkanlığı’na ittifaka yakın bir oyla seçilen Ceza Dairesi Başkanı Müfit Utku’yu övüyor. Haksız mı? Emekliliğine bir buçuk yıl kalan eski Başkan Ocakçıoğlu, yeniden bir daireye üye olabilirdi. Ne ki Utku, ona saygıların görülmemiş olanını uyguluyor. Ayrı bir oda, ayrı bir makam arabası ayırtıyor.
Hırstan, sevgisizlikten uzak kalabilmek… Kaç kişi, bu doruk noktaya ulaşabiliyor ki!
GEÇMİŞİMİZ
Geçmişte kendine bir makam sağlayabilmek için rüşvetler mi verilmemiştir! Gizli gizli iftira kampanyaları mı yürütülmemiştir! Bazı şeyhülislâmlar, sipahi ağalarını elde ederek günahsız insanları mı boğdurmamıştır! Yüce Mevlânâ’yı, düşünüyorum. Mesnevi’nin Tehran’da, Emir-i Kebir kurumunca ve Farsça olarak yayınlanan 5. cilt 846. sayfasında, “hırs-ı bat” ,“kazın hırsı” diye başlayan beyti, ne kadar güzel anlatır, insanoğlunun bu hırsını:
“Kazın azgınlığı, gırtlak ve çiftleşmedir(*)
Ne ki başa geçmede bu şehvetin yirmi katı toplanmıştır.”
GÜZEL ÖRNEKLER YOK MU?
Var. Buna en güzel örnek olarak Şeyhülislâm, şair, rahatça dünya aşkını işleyebilmiş Yahya Efendi örnek gösterilebilir. Yahya efendi, Şeyhülİslâmların, din bilgisi bakımından en dolusu. Dünya bilimleriyle de donanımlı. Makama iki kez gelmiş. Ne ki hükümdardan, her ikisinden de özür dilemiş. Başkalarını önermiş. Güzelliği görüyor musunuz? Padişah öfkeli, yanlışlar yaptığı sıralarda tatlı diliyle önlemiş. Divan şiirinde aşk şiirlerine en güzel bir gazelinin son beytini anımsayalım: Sanatı yanında gönlünün güzelliğini de içerik değil mi?
“Budur duası sana subh u şeb Yahyâ’nın
Seni safâda vü bedhâhını cefâda görem.” (**)
EMİN ERİŞİRGİL’İN GÜZELLİĞİ
Ankara’dayım. Hocalığımı sürdürürken İstanbul’da Vatan gazetesine hem haftalık yazımı yolluyor, hem de zaman zaman “Vatan” adına gezilere çıkıp memleketimle ilgili izlenimlerimi yazıyorum. Bu gezilerimden biri de Zonguldak kömür havzasıydı. Yerin altında uzun mesafelere kadar inecek, izlenimlerimi Vatan’a yazacaktım. Milli Eğitim’de müsteşarlığa kadar yükselmiş olan rahmetli Emin Erişirgil, milletvekili ve partinin yönetim kurulu üyesi olarak işçi hakları, onların yaşamları üzerinde çalışıyordu. Biraz tanışıyorduk, ama resmiydik. Saygı duyduğum bir varlıktı. Bir gün Ankara’nın Yenişehir bölümündeki Özen Pastanesi’ne geldi bir arkadaşıyla. Ayağa kalktım, hatır sordum. O da benden, çalışmalarım hakkında bilgi istedi. Zonguldak’a gidip maden havzasında incelemeler yapacağımı söyleyince, “Aman Sayın Şardağ, sizden bir recam olsa.. Lütfeder misiniz? Karabük’teki Demir Çelik işçileriyle de baş başa konuşup bana gerçek durumları hakkında bilgi verebilir misiniz?”
Görev bildim. Demir-Çelik okulunun sınavlarında ayırtmanlık görevini de eklettim hizmetime. Karabük’ten Emin beyefendiye bir mektup yazarak işçi sorunlarını bütün açıklığı içinde bildirdim. İki gün sonra Zonguldak’a geçip orada da iki gün kaldım. İlk gece, radyoyu dinlerken Emin beyin Gümrük ve Tekel Bakanı olduğunu öğrendim. Karabük’e döndüğümde Emin beyin bakan olduğu gün gönderdiği mektupta verdiğim bilgilere teşekkür ettiğini okudum. Dönüşümde beni beklediğini de yazmayı unutmamış. Ankara’da bir buçuk ay bekledikten sonra kutlamaya gittim. Sekretere adımı vermiştim. Bakan haber verir vermez o ağırbaşlı Emin bey kapıya kadar gelerek “Yahu Şardağ seremoniye gerek var mı? Aç kapıyı, gir içeriye!” odada benimle konuşurken bir de sıranın üzerine çıkmaz mı? Hey gidi Emin bey, hey!. Sayın Utku’nun soylu jesti, bizi nerelere getirdi.
(*) Mevlânâ, “çiftleşme” yerine çok daha açık bir sözcük kullanmıştır.
(**) “Sabah, akşam duası budur sana Yahya’nın
Seni mutlulukta ve kötülüğünü isteyenleri de cefada göreyim.”
Şardağ, R. (1993, Temmuz 29). Güzel, Ne Güzel. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

