Sarılan sarılana

Sevgilisine değil, efendim, cüzdanına da, rüşvete de değil; silaha sarılana.

Millet Meclisi’ne silahla girilmez. Yıllar var ki bu kuralı dinlemeyen bir çirkinler gurubu var. “Var mı bana Yan bakan”cılıkla güçlerini silahtan alıyor, “TBMM’ni küçültebilir miyiz” diye yırtınıyorlar.

Kaba kuvvetin hepsi çirkin ulu Allah’ın insana verdiği akıl, insaf, iyi niyet, katlanım, sitem, anlayış gibi öyle silahlar var ki bunların hepsini bir kenara fırlatıp karşısındakileri silahla, bıçakla yaralamaya kalkmak, rezilliğin de, günahların da en büyüğü. Başımız ağrısa kıvranıyoruz, Tanrı emaneti canlarımızın üzerine böylesi titrerken başka canlara nasıl kıyabiliyoruz?

NE ÇOK SİLAH 

1982 Hükümetinde, rahmetli Özal’ın meraklarından biri de silah olduğu için mi nedir önüne gelene silah izni verildi. Gelin görün ki nefis ve can savunmasından başka hiçbir yerde kullanılmaması gereken bu silahlar, artık herkesin elinde. Bazı tarikatlarda silah. Senet mafyalarında silah. Kafası kızıp, “bana yan baktın” diyen rezillerin elinde tabanca. Tabanca olmazsa bıçak. Borçlusunu, alacaklısını, kendisine yan bakanı, düz bakanı hemencecik öldürenlerin sayısı o kadar çoğalıyor ki!.. Karısı, kocasına “tatlım” dedi diye bıçağı saplıyor. İnsanların artan ve korkunçlaşan cinayetlerinde, geç yürüyen, tıkanan adaletin de rolü yok mu?

DİNCİLER” VE ÖĞRENCİ ÇETELERİ

Kaç kez yazdık: İslâm’ın tek bir kılavuzu var: Kur’ân. Bu yüce kitap, Müslümanlara saldırmayan kafirlerle bile güzel geçinilmesine, hiç kimsenin din adına cinayet işlemeyeceğine işaret buyurur. Ama bakıyorsunuz, televizyonlara, silahla çıkıp “biz öldürürüz” demekten çekinmeyen dinciler var. Kendilerine Allah adına görev veren bu kafası boş, vicdanı kupkuru, dinsel bilgi bakımından da tamtakır insanlar, dinsizliklere, günahkarlara hüküm biçerek Allah adına, canlara kasdetmeye susamışlar. Biz, Güneydoğu’daki teröristlerin eline bu silahların nasıl ulaştığına şaşırırken, televizyon kanallarında, “biz öldürürüz” diye silah sergileyenleri görüp şaşkına dönüyoruz. Bu afallayışımız süre dursun, başta İstanbul, sonra öteki büyük kentlerin liselerinde 15-16 yaşlarında ya var ya yok silahlı öğrenci çeteleri kurulduğuna ve birbirlerinin canlarına kıyabildiklerine ağzımız tavanına kadar açık, donarak bakıyoruz. Duyduğumuz hüzün yüreklerimizi kanatıyor… Okulların kapıları önünde pusu kuruluyor. Kendileri gibi ana baba kuzusu olan öğrenciler liselerden gelen silahlı, bıçaklı öğrencilerce öldürülüyor ya da bıçaklanıyor.

Kimler silah taşıyabilir? Kimlere silah izni verilebilir? Ruhsatsız silah, bıçak gibi yaralayıcı, öldürücü pislikleri taşıyanlar için mahkemelerimizde nasıl, özel yargılama ve yıldırım hızı ile iş bitirme kararlarına varılabilir?

YA FİLMLERİMİZ

Anımsayın eski Yeşilçam’daki kabadayılı, öldürmeli, kadınları sille tokat dövmeli filmleri… Amerikan kovboy filmlerinden özenti olan bu cılız öykü ve senaryoların, bir parmak ilerleyemeden, silleli, tokatlı, sürdürüldüğünü unutamıyoruz. Kopya çektikleri o filmler de gerçekte basit konulu idiler. Kızılderili kavgaları, davar kaçakçılığı, vaktiyle cinayet işleyip ortadan kaybolmuş bir katilin peşine düşülmesi gibi… Kopya edilen Amerikan filmlerindeki kovboylar silahlarını çekecekleri anları, sabırsızlıkla ve heyecanla bekletirlerdi. Bizimkiler onların sadece damdumlu sahnelerine olan özentilerini bugün bile sürdürüyorlar. Boksörlerin egzersiz yapmaları gibi, pat küt kadın dövüyor, hala baş tacı saydıkları en büyük hünerleri olan silahlarını patlatıp duruyorlar.

Beni en çok üzen, yıkan şey, her gün özel ve resmi televizyonlarımızda ağabeylerinin silahlı cinayetlerine tanık olan, hatta- ne acı- onlara heveslenen öğrencilerimizin, körpe ellerindeki silahla, arkadaş katili olmalarıdır, ya da bu yolda can vermeleridir.

İstanbul’un deneyimli ve dirayetli emniyet müdüründen, bu cinayetlere hemen el atmasını diliyorum. Okul müdürlerinin önlemleriyle düzeltilemeyecek olan bu iş, sayın Menzir eliyle hemen yoluna girer, buna inançlıyım.

KOCA ALEMDAR

Bu “silah”lı yazımı, Alemdar Mustafa Paşa’nın başından geçen bir olayla tatlıya bağlayalım. Sadr-ı Azam dürüst, kahramandır, hırsızların başına zebellah gibi iner. Rüşvetçi, rezil çevreler, onu nasıl yola getireceklerinin yollarını ararken belden aşağısının zaifliğini saptarlar. Her gün bir güzel kız kucağında. Paşa beraber olduklarıyla yataktayken de silahlı. Ama bir gün “Kamer-tab” adlı bir afetin, “Paşam, silahından korkuyorum. Ne olur, onu yataktayken çıkar, lütfen” deyişine yenik düşer. Hatta bir gün kendisini çağıran hükümdarın huzuruna silahsız gidip mahcup da olur. Sonunda bu yaman adamın da kafası gider ya!

Silah taşıma rezilliği bir yasayla mı gelmiş. Çocuklarımızı olsun kurtarmak için silah ruhsatındaki pisliğe son vermeli, yeni bu yasayla bu kokuşmuşluğu temizlemeliyiz.


Şardağ, R. (1993, Eylül 23). Sarılan Sarılana. Milliyet, s. 20.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın