
Evet, dört gün süren Din Şurası’ndan ne çıktı? İlahiyat Fakültesi profesörleri, dekanlar, rektörler, Diyanet İşleri Başkanı ve Yüksek Din Kurulu üyeleri, eski Diyanet başkanları, eski müftüler ve biz üyeler, bazı İslâm araştırmacıları, bu konuda kitap yazmışlar, haftalık yazılarının çoğunu ve Ramazan köşelerindeki yazılarını İslâm’a, Kur’an’a ayıranlar oluşturdu Şurayı. Yemek ve çay molalarında Şardağ da dahil olmak üzere, bazı Din Şurası üyelerinden görüş alan basın mensubu arkadaşlar, ya konuştukları üyenin görüşü doğrultusunda yansıttılar Şura’yı, ya İslâmî bilgilerden yana eksikli kalemleriyle işi yine siyasete boğarak rahmetli Özal’la katışık hükümlere vardılar ve onu, İslâmiyetin kurtuluş öncüsü gibi bayraklaştırdılar. Halbuki Özal’ın fikir aldığı ileri görüşlü ve Kur’an’a bağımlı o profesörler ve onların hocaları kaç yıldır, bizimle birlikte bu gazetenin “Ramazan Köşesi”nde savunuyorlardı, tıpkısı fikirleri. Ve bu satırların yazarı, Sabah’çıların İzmir’deki gazetesi olan Yeni Asır’da rahmetli Özal, henüz dinsel görüşlerini değil, siyasal görüşlerini bile açıklamazken diyordu ki: “İslâmcıların; yorumlar, açıklamalar, mealler, hadisler ve fetvalara değil, Kur’an’a eğilmeleri gerekir. Tarikat düşmanlıklarına son verilmelidir.”
ÖZAL DEĞİL HEDEFİMİZ
Sayın Özal yaşamındayken konuştuk kendisiyle. Serbest girişim alanındaki başarılarını yüzüne karşı övdük. Ne ki “Komşun açken rahat uyuyamazsın”, “Biz, orta direği ayağa kaldırmak için geldik” dediği halde, orta direği yere serdiğini, bu yolun, kendisini Allah katında küçülteceğini de anlatmış ve o yaşarken bu sütunda yazmıştık. İran Azerbaycan’ı ile, Rusya’daki Azerileri birbirine karıştıran, “Benim kanımda Kürt kanı var” diye terörü azdırırken tepkiler karşısında, “Baharda harekat var” diyen Turgut Bey’i, bazı kez Nakşibendi, bazı kez Atatürkçü, sırasında gerçek İslâmcı, sırasında memurların rüşvet almasına göz yumucu bulduk ve en acısı da temeli iman ve sosyal adalete dayanan dinimize karşın, memur ve emeklilerimizi sefaletin kucağına bırakıp İslâm dinine aykırılık içine düşmüş gördük. Cesareti, gözü pekliği kadar Müslümanlığı ve Atatürkçülüğü iyi anlasa, kendini netleştirebilseydi, aile bireylerine hükmedebilseydi, çok şeyleri olumlu olarak çözümleyebilecekti. Din konusunu da ilgili ilahiyatçılardan yıllar sonra katılmaya çalıştı.
ŞURA OLUMLUDUR
Her şeyden önce Şura’nın toplanılması olumludur. Böyle topluluğu bir araya getirmedeki güzelliği ve cesareti gösterebilen sayın Yılmaz’ı Diyanet’in bu yürekli başkanını kutluyorum.
HER KAFADAN BİR SES
Basından bazı arkadaşlar, çay molalarında değinti kurabildikleriyle görüşüp haberler ulaştırdılar, ama Şura’nın bazı eksiklerini ve de gidişini, en az eksikli olarak yansıtmaya çalıştılar.
Din adamları, camilerimizdeki vaizleri aydınlatmak, bilgilendirmek için kurulan komisyonun biz de üyesiydik. Öteki komisyonlara da konuk olarak biraz biraz katıldık. Şura’ya kadınlarımızın katılmadığını söyleyenler haksız değillerdi pek. Kısa da olsa gerçekçi konuşmasıyla ışık tutan Prof. Nur Hanım kızımız, sanırım, birkaç hanım kızımız daha vardı, hepsi o kadar.
Gerçek İslâm gözünde kadın ezik değil, kişiliklidir, yücedir.
Malik bin Enes’in kızı, babasının, Muvatta adlı kitabını düzeltti. Hz. Ali’nin Nahc’ulbalaga’sını, kızı İlm’ülhüda’nın değiştirdiğini, bazı yerlerine kalemiyle katıldığını Abd’urrahman Bağdadi söyler. Rabia-i Adviyye, Fatıma Nişaburi gibi ünlü bilgin kadınlarıyla İslâm övünür.
Açılış güzeldi. Cumhurbaşkanı, Anavatan Partisi Başkanı, Başbakan, Devlet başkanı Cevheri ve sayın Türkeş laisizmle, gerçek İslâm’ın birbirlerini tamamladığını çok güzel belirttiler.
Bazı müftülerle üyelerin, vaizlerin eline hazır metin verince onları tembelliğe saptıracağını söylemelerine karşın din adamlarımızın pek çoğunun, verdikleri vaazlarda günlük politika yaptıklarını acı, utandırıcı örneklerle kanıtlayan konuşmacılar da büyük ilgi gördü.
ÜZÜNTÜ VERİCİ SÖYLEŞİ YANLIŞLARI
Söz gelimi benim bulunduğum komisyonda Fransızca laik sözcüğü, Arapça “layık” biçiminde yinelendi. Arapça ya da Farsçadan geçme İslâm’la ilgili sözcükler hep yanlış söylenildi. İrşad Komisyonu’nda konuşulanların çoğunluğu Allah’ın kitabı olan “Kur’an”ı “Kur’ân” yani “çatıyı Kur’ân” gibi söylemiş olmasından duyduğum üzüntüyü kürsüde ezilerek belirttim.
ALTIN İLAHİYATÇILAR
Kendilerini rahmetli Özal’a son yıllarda kapağı atan, çoğu eski komünistlerden yıllar önce tanıdığım ilahiyatçılar da Şura’nın konuk üyeleriydi. Hocaların hocası Prof. Neş’et Çağatay, elinde son olarak yayınladığı “İslâm Tarihi” adlı eseriyle en güzel konuşmalarını yaptı. Yine altın ilahiyatçılarımızdan Prof. Hüseyin Atay, Hürriyet’te her hafta zevkle izlediğim Yaşar Nuri Bey, Yazıcıoğlu gibi büyük değerlerimiz, birleştirici, nurlandırıcı, kardeşliği getirici tek kitabın, Kur’an olduğu görüşünü bir kez daha vurguladılar. Kur’an nurlarını saçıp dururken gözlerimizi ona çevirmemizi, yüz yıllar içindeki fetvaların meallerin, yorumların içine saplanmamamız gerektiğini bir kez daha vurguladılar. Onlara saldırıya geçmek isteyenlere de gereken yanıtı verdik.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın elinde paha biçilmez malzeme var. Pişirip kotarması da ondan.
Şardağ, R. (1993, Kasım 11). Ne Çıktı. Milliyet, s. 16.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

