Dergilerde şiir

GENÇLİK ve olgunluk çağımın Nouvelle Litteraire’inde, Julien Benda, sevdiklerim arasındaydı. Bir baş yazısında şiir için ne diyordu; “Renk renk, anlamca derin ya da boş, bunca sözcükler.. Sanki kucak kucak yaz çiçekleri.. Bunları kullanarak değişik yüzyılların insanlarında tıpkısı ateşleri yakacaksınız.” Henüz yirmi üçümde, kendimi tanıtmadan, yaşıtım ozanları tanıtıyorum, Ulus’un edebiyat sayfasında: Cahit Sıtkı’lar, Dıranas’lar, Orhan Veli’ler, Melih Cevdet, Cahit Külebi’ler.. Daha sonra gazetelerimizdeki köşemde de, başta Cumhuriyet olmak üzere sürdürdüm bunu. Milliyet’te sanatla, siyasetle, dinle, tarihle ilgili her konuya zaman zaman eğiliyorum.

Bu hafta dört şiir dergisinde gezintiye çıkmak istedim. Bunlar, şiire ağırlık veren dört dergi. Eğilimleri sağ’la sol çizgide, değişik.. Yazarlarının siyasal eğilimi bizim değer tartımızda ağırlıklı değil. Gerçi denemeci Mehmed Fuat, şairin siyasal amacını dikkate almadan şiirini değerli bulmayı pek kabullenemiyor. Biz buna “hayır” diyoruz, yarım yüzyıl öncesinden bu görüşü red ederek Nazım’ı ve Necip Fazıl’ı birlikte beğendik. İlkinin sol, ikincisinin sağdaki görüşlerini bayrak yaparak yazdıkları laflara şiir demedik ki! Diyemeyiz ki!

Şiir defteri

Şemsi Belli, “Şiir Defteri”yle dördüncü yılında. Görüşü sağda, ya da solda, onca ayrımsız. “Güzel” damgasıyla ünlenmiş eski şairler yanında, güzel bulduğu yeni şiirlerin sahiplerini de sayfalarına buyur ediyor. Heybesinde her eğilimden örnekler var. En başta, yeni imzalardan Gülay Sakin’in bir şiiri: “Haspa Fevziye”.

Ne ki şiirin bütününü okuduğunuzda haspa adını, bu acınası, özürlü, kadınlığından faydalanılan zavallı kıza pek uygun bulamadım.

“İnsanların haspa diye çağırdıkları Fevziye, ürkek bakışlarla geçer, bizim mahalleden. Omuzlarını yayılan siyah saçlarını çeker, elinin parmakları”

Böyle güzel ve havasında giden şiirde “Sanki dışarı fırlayacakmış gibi durur memeleri” dedikten sonra “burcu burcu dişilik kokar” sözleri “malumu yeniden ilam” değil mi?

Bir insan için “arslan gibiydi” dedikten sonra “çok kuvvetliydi” demeyiz değil mi? Bu güzel şiirin son dizesi “medeniyyet çarkının kenarında kalmış birileri tarafından” olmamalıydı. Pis erkeklere, sopa gösterilmemeliydi. Zati şiirin kendisi bu etkiyi yapıyor.

Dergi, sol çizgide dövüşürken genç yaşında ölmüş, bizim de yakından tanıdığımız Enver Gökçe’nin “Başlangıç” şiirini yeniden yayınlamış. Gökçe’nin bu “mahpushane” şiirini okurken siyasi eğiliminiz ne olursa olsun, insancıl yönü yakalıyorsunuz. Altın, ister sağda, ister solda şiire ulaşmış olsun; yine altın değil mi:

“Zaman akar, zaman geçer
Zaman zaman içinde.
Bir mahbeste güzel güzel yatardık, 
Yılan, çıyan içinde.
Getirdiler ite kaka bir yiğit,
Ayak çıplak.
Ak bir mintan içinde.
Zaman zaman içinde.
Işık, duman içinde.”

Ama bu şiirin, bundan sonra gelen dizeleri şiirden de sıyrılmış, Türkçe’den de. Sanırım Mehmet Kemal’in de bulunduğu eski Özen Pastahanesi toplantılarından birinde bunu tartışmıştık.

Defne dergisi, Ferid Ragıp Tuncor’un yönetimi ve manevi gücü ile düzenli olarak çıkıyor. Her sayısında küçük edebiyat araştırma ve bilgileriyle yüklü. Örneğin son sayısında merhum Cevdet Paşa’nın bu ünlü tarihçimizin kızı Fatma Aliye Hanım hakkındaki yazı ile Balzac için yazılmış olan makale ve benzerleri, gençlerimiz için çok faydalı, ama şiirler.. Hâlâ halk şairlerinin keskin ayak düşürme havası içindeler, ya da “Beynimde tamtam sesleri -tamtamlar çalıyor- beynim. “Tamtam, son günler ve ben” gibi çok geride bıraktığımız dikkat çekme şiirleri… Hoca, biraz da bu şiirlere eğilemez mi? İskender Cenap Ege’nin “Körfezdeki Kuş” şiiri, gerçekten güzel, ama “yok yok”a kadar ki bölümü.

Adam dergisindeyiz

İnci Asena’nın sahibi bulunduğu Mehmet Fuat’ın yayın sorumluluğunu yüklendiği dergi… Solda, nitelikli bir yayın aracı. Can Yücel, ilk döneminde yazdıklarını beğendiğim insan. Ama son yıllarda kaleme aldıklarına küsülüyüm. Türkçeyi bir başka güzellikte kullanmak başka; onu, yanlış, sevimsizlikler içinde şiir aracı kılmak, ilginç görünmek başka.

“Folklor şiire yarardır.”
Niye “yararlıdır” diyemiyoruz ki!

Şiir, eski yüzyılların halk ağzına benzetilmek istenmiş:
“Ben Cilo’nun doruğuna durmuşam.
Şiirlerle vurulmuşam.
Kem söziyle dostun, vurulmuşam.”

Dizelerini böyle sürdüren ozan, Aşık  Veysel’ler, Reyhani’ler, Ali İzzet’lerle, Çobanoğlu’larla, bu ağzın çoktan kapandığını bilmiyor mu? Şiir, “Sarpı serap bellemişem” , “Gözüm yukardan bakıyı” gibi modası çoktan geçmiş dizelerle sürdürülmek istenmiş. Türkçedeki sözcüklere yeni anlatımlar mı kazandırılmak istenmiş? Ben bunun güzelliklerini Atilla İlhan’da, Hilmi Yavuz’da buldum. Enis Batur’un “Balkonda” şiirini yudum yudum içerek okudum. “Balkonda”, gerçekten büyük şiir.

İnci Asena’nın dergisinde, kendi şiirinin başlığı: “Lan Diyo Fin Fin” ve şiiri:

“Kuvantum Teorisi
Kuvantum teorisi tum tum tum tum
Frakla geliyor Allah lah lah
Do re mi fa sol
La ilahi Dolce Vita”

Biz gerçi keskin ayaklı, tıpkı sayıda dizeli, “takur da tukur” ünlemleriyle sürdürülen manzumelerden bıktık, ama..

Yine de anlamaya çalışacağım İnci Hanım’ı.

37 Yıllık çağrı ve Feyzi Halıcı

Şair Feyzi Halıcı.. Neler anımsarsınız? Bestelemeye gücümün yetmediği o güzelim şiirin ve de şiirlerin sahibi.

“Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim”.

Çağrı dergisi.. 37 yıllık bir yaşamı olan dergi; hâlâ sevenlerin ellerinde.

Feyzi Halıcı deyince Konya gelir aklımıza. Mevlana’nın yüceliğini içte ve dışta tanıtan tek adam gelir, anılarımıza. Mevlana turizmini Konya’ya, Türkiye’ye sokan, Sema ayinlerini başlatan, alçak gönüllü, gönül ehli, Ulunay’ların, Şardağ’ların, İslâm’ı seçen birçok Hıristiyan bilginlerin dostu gelir aklımıza. Ve de Çağrı dergisi! Son sayısında, geçen ay sessizce kaybettiğimiz Ömer Zeki Defne’nin, sondan bir önceki şiirine yer vermiş. Güzel şiir peşinden koşanlar, bana hemen her gün şiir yollayıp soranlar için örnek diye sunuyorum bu ölümsüz şiiri:

“Ziller çalacak
Zil çalacak… Siz derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin.
Duymadığım evlerden, kırlardan, denizlerden,
Ta içimde birisi gidecek uça ese…
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.”

“Zil çalacak… Siz geminize, treninize gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak, ziller çalacak benimçin.
Duyacağım iskelelerden, istasyonlardan bütün,
Ta içimden birisi koşacak ardınızdan…
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim”

“Sonra bir gün, bir zil çalacak yine, 
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacaklar…
Ne sınıflar, ne istasyonlar, ne iskeleler, ne siz..
Ta içimden birisi kalacak oralarda…
Ben gideceğim.”

Yaşam elverirse başka dergilere de değineceğiz. 


Şardağ, R. (25 Kasım 1993). Dergilerde Şiir. Milliyet, s. 16.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın