
Böyle demiş, yeni TRT Genel Müdürü, İstanbul’da; bazı yapımcıların ve bizi sevenlerin yanında. Neden? Kendisiyle alışverişimiz de yok. Sadece bir programımızın gün ve saatini değiştirdiği için, hazırlayıcısı da ben olduğumdan, kaldırdım, “Anılar Anılar” ı. Program, ünlü eserlerin sözleri, ya da besteleriyle ilgiliydi. Bu anılar, on üç yaşından beri kaynaştığım musiki dünyasından süzülen duygu damlacıklarıdır. Aşk, sevda, umutsuzluk ve hüzün serpintileridir. “Anılar”ın gün ve saati değiştirilince, hele uykuya yakın bir vakte alınınca telgraf çektim, programımı kaldırdığımı saygılarımla bildirdim. Gelin görün ki söz dağarcığında “saygı” nın pek yer almadığı bu Genel Müdür, İstanbul’da, bir aziz dostumun ve bazı TRT yapımcılarının bulunduğu toplantıda, “Anılar Anılar” dan söz açılınca, “Geçin efendim, geçin! Rüştü Şardağ da kim oluyor” deyivermiş. Dil ve tavrında hafifseme olmasa, “Olabilir efendim, Rüştü Şardağ’ı nereden tanıyacak” derdik. Kendisi, annesinin karnındayken yirmi üçe ulaştı kitaplarımızın sayısı, “görmeyebilir Şardağ”ı. Acaba yıllarca dillerde gezmiş şarkılarımızdan birini olsun anımsamaz mı? Nereden bilecek, bizim, iktidar ve ana muhalefet partilerinde milletvekili, üniversitelerde rektör öğrencilerimiz olduğunu? TRT ve özel televizyon ekranlarına çıkanların çoğu gibi “E, e” liyerek konuşmadığımızı ve de Meclis kürsüsü dahil, yaşamımızın hiçbir bölümünde kağıda bakarak konuşma yapmadığımızı. Nereden bilecek, o daha sıbyanken İzmir Radyosu’nu kurup iki yıl müdürlüğünü yaptığımızı? Henüz ilkokuldayken, Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde mastır yapıp, bir yandan da Ankara Radyosu’nun musiki yönetimini elimize aldığımızı da bilemez ki! Milliyet gazetesindeki köşemizi izlemeye, İstanbul’la Ankara arasında mekik dokumaktan olanak bulamaz.
ACABA
“Şardağ, acaba seni hafife mi almak istiyor dersin? O cümlede biraz horlama kokusu yok mu?” Hakaret muhayyerdir; edenin üzerinde kalır, bunu da bilir sanırım. Öyleyse, biz kendisini yakından tanıyalım.
Sayın Genel Müdür’ün İstanbul Üniversitesi’nde dalgalı öğretim üyeliği var. Sınavı kazanamadan yoluna devam ettiği, doçent olduktan sonra Basın Yayın Yüksek Okulu’na sayın Rektör’ce müdür olarak atandığı belli. Profesörlüğe Basın Yayın’da ulaşması biraz düşündürücü. Yeniden Hukuk’a dönen Genel Müdür, buradan da İletişim Fakültesi’ne dekan oldu. Bütün bunlar süregiderken TRT Genel Müdürlüğü’ne getirilişi üst makamın takdiridir elbet. Ne var ki sayın Tayfun Akgüneş Cuma günleri ve haftanın dört günü İstanbul’da, öteki günler de Ankara’da TRT Genel Müdürlüğü makamında. Tabii kendisiyle birlikte dekan yardımcısı olan Nükhet Güz hanımefendi de kah İstanbul’da kah Ankara’da.
TRT’YE GEÇİYORUZ
TRT kaynıyor. Bu çift maaşlı dekan ve dekan yardımcısının, TRT’yi tedirgin eden davranış ve önlemlere girişmeleri, bölüm başındakilerini korkulu bir bekleyiş içine atmış. Profesör Sayın Yaşar Öztürk’ün o ölgün, kuru din saatine getirdiği zenginlik bir yanda tutulursa, üstün nitelikli bütün yapımcılar akıbetlerini beklemenin hüznü içindeler. Eğer yanılmıyorsam, İstanbul Gazeteciler cemiyeti Yönetim Kurulu’nda da görevli olan değerli haber müdürünü fırlatıp attınız, sayın beyefendi.
Duyduklarım doğruysa, hani o İstanbul’daki dekan yardımcınız var ya, hani çat kapı Ankara, çat kapı İstanbul’a birlikte uçtuğunuz, TRT’yi iki dudağı arasında yönetmeye kalkan o Nükhet Hanım kızımızın gölgesi, yılların uzman ve emekçilerine her gece korkulu rüyalar yaşatıyor. Bilmiyorum, sizi bu görevin başına getirenlerin, haftanın yarısında dekan, yarısında da TRT Genel Müdürü olduğunuzdan haberleri var mı?
YAZIK TRT’MİZE
Sizi TRT’de nasıl notlayacağız Sayın Genel Müdür? Özel televizyonlardan bazılarının programlarını kopya etmenize bakarak değil, herhalde. Bu devlet, hem İslâm’a saygıyı, hem laikliği, saygınlıklı köşesine oturtmak istiyor. Televizyonunuz: Tısss!
Çok kazanan, vergi kaçıran, lüks harcamalarını da masrafa kaydedenlere ve işçinin sosyal primlerinin üstüne yatarak yıllarca faizlerini yiyenlere karşı devlet vergi reformu diye yırtınıyor. TRT: Tısss!
Bu devlet, demek istiyor ki, Güneydoğu’daki Kürt kökenli Türk kardeşlerimiz Müslüman’dır. Sünni’siyle, Alevi’siyle Müslüman’dır. Teröristlerin, Kürtlerle bir ilgisi yok. Onlar Ermeni militanlarının satılık canileridir. Bu ayırım, özel televizyon ve bazı gazetelerde kasten çarpıtılıyor. Canilere müzakere ve demokrasi istendiği ima ediliyor. TRT: Tısss!
Dünyanın bütün televizyonlarında, diksiyonu yetersiz bakanların konuşmalarını bile özel sunucular anlatırlar. TRT’den bir Türkçe öncülüğü mü bekliyorsunuz? Tısss!
BİR BAŞKA GECE
Programın saygınlıklı bir sunucusu var. Ünlü tiyatro oyuncumuz Nisa Serezli’nin adını, kaç yılın sunucusu her ne kadar ilk hecesini uzatarak Nîsâ Serezli diye okur, ama bu yanlışlığına karşın yine de güzel bir sunucu. Programın yapımcısı nedense himayeye mazhar kimseler arasında. 200 milyonla başlayan ücreti, 300 milyona çıkmıştı. Kimliğini net olarak tanıyamadığımız siz, hem dekan, hem TRT Genel Müdürümüz olarak işbaşına gelir gelmez bu programın yapımcısına, her defası için 640 milyon lira ödeme lütfunda bulundunuz.
Neden, neden Sayın Genel Müdür, bu işi kendi yapımcılarınıza, maaşlı elemanlara bırakmıyorsunuz?
Henüz tanıyamadığımız TRT’nin kadrosunda, hala tiyatro, sinema, müzik, eğlence, açık oturum programlarını yönetecek üstün yapımcılarınız var. Bunların bir bölümü özel televizyonları beslemek üzere yuvadan uçmuş olsalar bile eliniz altındaki değerlere sahip çıkınız. Bu milletin parasını ona buna saçıp durmanızın sonu sizi vebal altına sokar.
“Efendim, çok reklam getiriyormuş.” TRT’nin mahir ve deneyimli çocukları bunu yapsalar reklam gelmeyecek mi? Eliniz altındaki kadrolu, kadro dışı istisna akidli, ya da konuk edeceğiniz sanatçılar, oyuncular, yapımı sizce üstlenirse “hayır” mı diyecekler? Bir yapımcınız, program gereği, benim, Beylerbeyi Camii’nin minaresine çıkıp salatı vermemi istemişti. Minarenin şerefesine kırk kiloluk kamerasını yüklenerek çıkan fedakar kameramanlar, gümüş ışıkçılar, altın sanatçılar, pırlanta yapımcılar şimdilerde tık tık atan kalpleriyle beklentideler: “Acaba bana sıra ne zaman gelecek” diye. Belki bu korkularını bastırabilenler de olacak, ama onlar da haraççılara ikramdan, kendilerine bir türlü fırsat doğmayışının hüznünü yaşayacaklar.
“Rüştü Şardağ kim oluyor” buyurmuşsunuz. Siz de rahat olun; çat kapı Ankara’da çat kapı İstanbul’da, çat kapı Avrupa’da sizinle beraber olan yardımcınız hanım kızımız da. Evet, bendeniz hiçbir şey olmuyorum efendim. Siz, bari, bir şey olmaya bakın!
Şardağ, R. (9 Aralık 1993). Rüştü Şardağ Kim Oluyor? Milliyet, s. 22.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

