
Adımız, namımız öyle çıkmış değil mi: “Asker milletiz”, “Ordumuza canımız feda”, “Vatan yolunda şehit olmuş evlat anasıyım ben.” Büyük Akif, vatan şehitlerine saygı, ölçü, sınır bulamaz ki:
“Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda”
Ne var ki son haftalar içinde içlerindeki çirkinliği sergileyen utanılası birkaç kalem, “2. Cumhuriyet” diye pislik kusarken Genelkurmay Başkanı’nı hedef tahtası yapan siyaset dönmeleri, fikir dönekleri, çıkarcı dümbelekler, vicdanları sızlatan bir nankörlük içindeler:
“Efendim, Genelkurmay Başkanı bazı basın mensuplarına dokundurmak isteyerek sert bir konuşma yapmış. Hükümeti etkileme ve sivil yönetime karşı asker baskısıdır bu!”
Demokrat bir ülkede, oğlu hakkında manşetlik haber yayınlayan bazı medyacılara, Güreş Paşa gık dedi mi? Bir yıl öncesinden başlayarak PKK terörünün elebaşılarıyla aşna fişnelik eden bu çirkin kalemlere Genelkurmay Başkanı, ya da ordu adına kimse yanıt verdi mi? Bir gün bıçak kemiğe dayanınca adlarını vermeden, PKK’nın bilerek ya da bilmeyerek gönüllü avukatlığını yapanlara sitem ediyor Genelkurmay Başkanı. Hemen de saldırı şiddetleniyor: “Orduda karışıklık.” Hükümeti, Genelkurmay Başkanı’nın yönettiğine kadar, renkleri belli, niyetleri karanlık birkaç kalem, çirkinliklerini sürdürüyor. Fırsatlar gözleniyor, vesileler aranıyor.
BASIN SÜTLE Mİ YIKANMIŞ?
Hayale kapılmaya gerek var mı?
Bu millet, koskoca Osmanlı devletinin yıkıntılarında kıvranırken, yoksul, perişan, mahzun ve bitikken, ulusal bilinçten de yoksunken karşısına çıkan dehalı bir askerini Mustafa Kemal’in ardından, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Amerika gibi dünya devletleriyle savaştı. Atatürk’ü beğenmeyip “2. Cumhuriyet” goygoyculuğuna çıkanları utandıracak tablo çizdi. Türkiye’nin dört bir ucundan gelmiş ülkücü vatan çocukları Mustafa Kemal’in başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplandı. Kemal Paşa yöresel savunmaları vatan yüzeyine yaymaya çalışıyordu. Şimdi cepheye koşuyor, bir süre sonra çizmelerinin tozu ile Meclis’e gelip ülkücü arkadaşlarına bilgi ve hesap veriyordu.
İÇERİDE BAZI İSYANLAR DIŞARIDA DÜŞMAN BİR DÜNYA
Ve de Mustafa Kemal’in başbuğu olduğu Türk ordusu. Hakkari’de Nasturi eşkıyası, yine Güneydoğu’da Kürt kardeşlerimizi kışkırtanların yarattığı isyan havası. Türk ordusu, hem Fransız, İtalyan, İngilizle, hem de dünyanın beslediği Yunan ordusu ile kahramanca savaşta.. Ama Cumhuriyet ve demokrasi rejimi de yürürlükte. Bazı basın organları, içeride, Mustafa Kemal’e, hükümetine, ve Meclis’e karşı haince asileri kışkırtıcı bildirilerde bulunuyor. Koskoca Cenap Şahabettin, “Mustafa Kemal Paşa’ya” seslenen bir açık mektubunda, onun, bu milleti kurtaracağına inanmadığını yazabiliyordu. Halifenin, işgalci düşman kuvvetlerinin beslediği din ve milliyet döneği bazı gazeteciler, Türk ordusunu hedefleyerek onun başkomutanını yaralıyordu.
Ama O.. Evet, Mustafa Kemal, Meclis’te haykırmadaydı:
“Ordumuz uzun bir seferden sonra hemen başka bir sefere başlayacakmış gibi maddeten ve manen hazır bulunmaktadır.”
Cumhuriyetin 7. Yılının açılış konuşmasını yapan Başkomutan, isyancıları kışkırtan, onlara cesaret veren bazı basın satılmışlarını uyararak konuşuyor. Günümüz Türkçesiyle aktarıyoruz:
“Basın özgürlüğünün zararını gidermek, yine basın özgürlüğü ile elde edilir, ama bunlar, Cumhuriyet’in ruhu olan erdemlikten yoksun cesaret erbabına, basının göğsünde eşkıyalık fırsatı verirse, eğer onların, bu kandırma ve dalalete sürükleme erbabının düşünce alanındaki uğursuz etkileri, tarlasında çalışan masum vatandaş kanlarının akıtılmasına, yuvalarının dağılmasına neden olursa ve eğer, sonunda eşkıyalığın en zararlı olmasına başvuran bu tür sapıklar, yasaların özel müsaadelerinden faydalansalar bile Büyük Millet Meclisi’nin terbiye edici ve kahredici elinin, onlara müdahale etmesi elbette gerekli olur.”
YİNE TÜRK ORDUSU
Yıllar geçer. 1938 yılındaki konuşmasında, sevgili Mustafa Kemal Paşa yine Türk ordusuna gönlünü açar:
“Türk ordusu! İşte bütün milletin göğsünü güven, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad! (Sürekli alkışlar) Onu, bu yıl içinde kısa aralıklarla ikinci kez büyük kitleler halinde yakından gördüm. Trakya, Ege büyük manevralarında.. Disiplini, enerjisini, subaylarının bilgili uğraşlarını, büyük komutan ve generallerimizin askeri yönetme yeteneklerini gördüm. Ordumuz; Türk birliğinin, Türk kudret ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.” (*)
Güneydoğu’daki terörün başıyla söyleşmeye giden, Apo’nun kardeşini televizyona çıkaranlar, Atatürk’ü, onun Cumhuriyetini ve ordusunu dolaylı yollarla düşman bir dünya karşısında, bilerek ya da bilmeyerek küçültmeye çalışanlar, Bulgaristan’da, Yunanistan’da ve Rusya’da Türk düşmanlarının nasıl homurdandıklarını kendi gazetelerinde okuyanlar, “Sivil – ordu el ele” geleneğini yıktıklarının farkında değiller. Kürt asıllı Türk kardeşlerimizi öldürenlerle, bizi, anlaşma masasına oturtma girişiminden utanmıyorlar. Üç ay durdurulan terhisi normal yollarla eleştirmek dururken orduya, ordunun başındaki demokrasiye inanmış Genelkurmay Başkanı’na çullanıyorlar. Bu millet Kurtuluş Savaşı’nda dünya ile hesaplaşırken Mustafa Kemal’e düşman kirli kalemlerin utanç verici kusmuklarını hâlâ unutmuş değil ki!
Türk askerini milletinden, Türk milletini askerinden ayrı düşünemezsiniz. Orduyu, komutan ve komutanlarına sataşarak bölemezsiniz. “Birinci Cumhuriyet”, Atatürk’ün ve kahraman 1. Millet Meclisi’nin kurduğu Cumhuriyet’tir. Onun ikincisini kurmayı hayal edenleri, bu millet, ellerinin malum işaretiyle “nah” layacaktır.
Lütfen bazı kalemler, unutmasınlar: Ordumuzun, onun değerli komutanlarının, askerlerin ve Türk milletinin çizdiği birlik tablosu, yüzyılların şanlı katılımıdır. Mustafa Kemal’in altın armağınıdır. Kendilerini ve gazetelerini küçültmesinler. Belgelerle konuşmamıza kapı açmasınlar! Gözlerini, anlamı karanlık bakışlarla askere, orduya, komutanlarına çevirecekleri yerde “Osmanlı Türkleri barbardır, Demirel Azerbaycan’a gelirse, biz de Hint sahillerine ineriz” diyen Bolşevik bozması, faşist Rus parti başkanına çevirsinler. İslâm ve Türk düşmanı dünyayı izlesinler.
(*) Atatürk’ün buraya geçirdiğimiz konuşmaları şahsi kitaplığımızda bulunan açık – gizli Meclis tutanaklarından alınmıştır.
Şardağ, R. (1994, Ocak 13). Ordumuzu Rahatsız Etmeyelim. Milliyet, s. 20.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

