
Türk devletine karşı Amerika, Avrupa ve de komşularımız olan devletlerin ne bitmez hıncı varmış. Allah’ım! Son Osmanlı halifesiyle birçok satılık ve hain İstanbul yazar, şair ve devlet adamlarının işbirliğinde beslenen düvel-i muazzamanın, yani kocaman devletlerin hıncı neydi bize? Müslüman oluşumuz mu? Allah’ın sevgili kulu Mustafa Kemal Paşa‘nın başta Yunanlılar olmak üzere, düşmanların tümünü yurttan kovdukları sonra ortaya attığı ilke neydi: “Yurtta sulh cihanda sulh!”
Ama Hıristiyan dünya, Türk devlet adamlarının bütün iyi niyetine karşı dişlerini hala gıcırdatıyor işte. Azerbaycan’da Türkler, Bosna-Hersek’te bir avuç Müslüman kurbanlık koyun misali öldürülüp parçalanıyor. Rusya’da bir yarı deli çıkıp Sırp Ortodokslarının yaptıklarına alkış tutuyor. Fransa, kendisi gibi Hıristiyan-Katolik olan Hırvatlara destek verirken Müslüman(*)ları korumak için sözünü geçirme zorunluğunu duymak istemiyor.
Ya Türkiye’de olanlar
Amerika, PKK terörünü kınıyor. Uyuşturucu ticaretlerinden illallah diyen Avrupalılar, hükümetimizin bastırmasının da etkisiyle, terörü yasaklıyor. Ne ki Hıristiyan fanatizminin tükendiği sanısına götürmesin bunlar bizi.
İşte İstanbul’daki Rum Ortodoks patriği! İşte Yunanistan ve işte Rusya’nın komünist eskisi ve faşist yenisi Jirinovkski‘nin birleşmeleri: “İstanbul Ortodoks Rum patriğini, bütün Ortodoksların cumhurbaşkanı yapalım” ın peşindeler. Bu yetmiyor. Hâlâ TBMM’nin çatısı altında sığınma olanağı bulan, hıyanetler içindeki bir partinin İstanbul toplantısına, iki Yunanlı milletvekili, partinin özel çağrılısı olarak katılıyor, bizi bombardıman etmeye çalışıyor ve de, “Biz PKK’yı Yunanistan’da barındıracağız” diyorlar.
Neden bu düşmanlık?
Haçlı ruhundan. Biliyorum, herkesin vereceği en kestirme yanıt bu! Haydi, biz, buna eklenti yapalım:
Müslümanları kafir saydıklarından!
Bu nedenle değil midir ki Kudüs’e Müslümanları öldürmek için dokuz kez haçlı seferleri düzenlediler. Papalar; başta Fransa, Roma olmak üzere Batı’nın bütün serserilerine, “Kudüs’e gidenin bütün günahlarının bağışlanacağını” haykırdıkları zaman da bunu Hıristiyanlık, İnciller adına haykırdılar.
Haçlı ordularının saldırılarından canlarını kurtarmak için Camiül Ömer’e sığınan kadın ve çocukların, İsa adına öldürülmelerinden oluşmuş kanlar, şövalye atlarının diz kapağına kadar çıkmıştı. Bu da İncil ve Hz. İsa adınaydı.
Müslüman eti ve bir beste
Haçlı ordusu “açız” diye bağırınca Papa gürledi: “Ne duruyorsunuz? Müslüman eti yemek, biberli tavus kuşundan daha lezzetlidir. Kesin! Yiyin!”
Sevgili İsa adına, Müslüman etlerini yiyip kustukları sırada bir de serenat bestelediler: “Müslüman eti yemek..”
Biz Müslümanlar, Hz. Musa gibi Hz. İsa’ya da inanmazsak Müslüman değil, Muhammedî sayılırız. Nitekim bu satırların sahibi Allah’a kulluk dualarında, şefaati için yalnız Hz. Muhammed’e değil, Hz. İsa’ya da yakarır.
Yohanna İncili’nin 12. bölümünde İsa peygamberi dinleyelim:
“Her kim, benim sözümü dinleyip de iman etmezse ben ona ceza veremem ki, Çünkü ben, ceza vermek için gelmiş değilim.”
Yine sevgili İsa peygamberin unutulmaz bir sözünü yineleyelim. Acaba Bosna ve Ermenistan cinayetlerine girişen Ortodoks Sırp, Yunanlı ve Rusları; sinsi çıkarları için Sırpları bombalamaya karşı çıkan İngilizleri ve tüm Hıristiyan dünyayı utandırabilecek miyim?
“İnsan öldüren, zina işleyen benim yanıma gelmesin!”
Görülüyor ki sevgili nerede? Papazların Hıristiyanlığı nerede?
İstanbul’u aldık diye mi?
Ortodoks Hıristiyanların, hatta tüm Hıristiyanların, Müslüman Türk’e düşmanlıkları, İstanbul’u aldık diye mi? Bulgaristan, Yunanistan, Rusya’nın bir bölümü, Yugoslavya, Romanya, Macaristan, Arnavutluk ve hemen bütün büyük adalar, Türklerin eline geçti diye mi? Peki bizden önce Avrupa’ya yerleşen Hind-Avrupa kökenli Avrupalılar, yerli halkı silindir gibi ezmediler mi? Aralarındaki savaş, o yüzyıl savaşları neydi? Hıristiyanların, kiliselerde akıttıkları Hıristiyan kanları neydi?
1. Osman, her yana ahtapot gibi yayılmış Bizans tekfurları tarafından öldürülmek, boğulmak istenmeseydi, acaba karşı saldırılara geçecek miydi?
Bizans bir pislikti
Hıristiyanlıktan önce ve de sonra en az on devlet, İstanbul’a saldırmadı mı? İranlılar, Araplar yanında Hıristiyan Romalılar, Ortodoks Bulgarlar dahil, pek çok devlet, bu dünya incisi kenti onu ele geçirmek istemedi mi? Utanmaz Avrupalıların iz’anına nasıl sokacağız; bir tek Hıristiyan milletin dini Osmanlı yönetiminde değiştirildi mi? Eğer Yugoslavya’da dinleri silip geçseydik bugünkü Sırp canavarlığı ortada kalır mıydı?
Hele Yunanlılar
Fatih’ten önce de Bizans, I. Murad, Yıldırım, I. Beyazıt tarafından ele geçirilebilirdi. Vergi verdiler. Özür dilediler. Bir Müslüman Türk mahallesi kurdurup Türk orduları Üsküdar’dan geri döndü. Kimbilir, II. Mehmed‘in önerisini dinleselerdi, Türk ordularının Boğaz’dan geçip Rumeli’ye gitmesine razı olsalardı Fatih, İstanbul’u ele geçirmekte yine ısrarlı davranacak mıydı?
Savaşmanın hak, Bizans’ın pislik, İstanbul’unsa dünya coğrafyasınını cenneti olması, Türkleri de kımıldattı. Allah’ın lütfu ve askeri bi deha sonunda İstanbul ele geçince en mutlu topluluk Rumlar oldu. Fatih, patriği başına çıkardı. Ortodoks olmayan tüm Katolik Rumları, dünyaya baskı yaparak İstanbul’a bağladı. (**)
Ve Türkler
İstanbul’da hazır buldukları Ermenilerle, Rumlarla, sonradan kollarını açarak bu kente davet edilen Mûsevîlerle bir kardeşlik kaynaşması içine girdiler.
Rus kışkırtmasıyla, zaman zaman Rumlar, başkaldırsalar bile, Osmanlı devleti onlara sevgi kucağını hep açık tuttu. Rumların lokantaları, meyhaneleri, büyük musiki sanatçıları ile en sıcak duyguları paylaştık.
Papandreu, hani şu sosyalist -o- faşist lider, bir Venizelos, Çaldaris gibi başka kanları bile örnek almasını bilmeyen hayal kumkuması, her türlü gülünç tahriki yapa dursun, sevgili Marko‘nun o harika bestesi, ruhlarımıza sevgi ısısını doldurmakta devam edip gidecek.
“Akşam dönüşü geçtim, o esrarlı bağından.
Bir gül koparıp göğsüme taktım yanağından.”
_________
(*) Aslı Müsliman olacak, kendisi zati “müslim”in çoğulu olduğu için bir daha çoğullaştırılmaması gerek. Ancak İstanbul söyleşisini esas aldığımızdan böyle kullandık.
(**) Bu konuları derinlemesine işleyen “Tarihte Türk Hoşgörüsü ve Haçlı Ruhu” adlı eserim pek yakında Milliyet yayınları arasında çıkacak.
Şardağ, R. (10 Şubat 1994). Hıristiyan, Yunan Küçüklüğü. Milliyet, s. 24.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

