
Aman Şardağ, seçim dönemindeyiz. Yer yerinden oynuyor. Özel televizyonlar, Atatürk’ün annesine küfreden Mezarcı’yı ünlendirmeye yarayan düzenli ve de amaçlı programlar düzenliyorlar.
Başbakan, gençlik ve halk, İstanbul’da Atamız için toplantı düzenliyor. Yargıtay’ın, Sayıştay’ın başkanları, SHP, Türkeş, Atatürk deyince parti ayırımı yapmayan halkımız, on binleri aşarak Taksim Alanı’nı dolduruyor. Belediye başkanı olmaya hazırlananlar, yıkıyor ortalığı. Gürültüden yeri, yerinden oynatıyorlar.
Ancak.. Fransa Cumhurbaşkanı Mitterand’dan, Cumhurbaşkanımıza bir yazı postalanmış. Gazetelerimizde sönük bir haber.. Hepsi bu kadar. Televizyonlarda sütun tutanlarda, TBMM’de, hükümete, muhalefette yaprak kımıldamıyor.
ZORLARI NE?
Osmanlı devletinde ayrı bir devlet gibi özgür yaşayan Rumların, İngiliz ve özellikle Fransızları aleyhimize kışkırttıklarını biliriz. 1921 6 Şubat’ında Noelogos Doetos gazetesinde çıkan mesajında, eski Rum Patriği söyle diyordu:
“Müttefik devletlerin hepsi Hıristiyan. Hıristiyan heyetine inanmamak onlarca kabil değildir.”
Evet, salt Mitterand’ın değil, İngiltere’nin yanında Fransa’nın, hatta o zamanki Amerika’nın ölüm masasına yatırdıkları Osmanlı devletini yok etmek için ne planlar kurulduğunu anımsayın. Türkiye’de, her soluk alışlarında terörist katilleri destekleyen bir partinin hainlerini Meclis dışladı diye işe insanlık adına burnunu sokan Fransa Devlet Başkanı ve ötekiler, Türkiye’de her başkaldırıcı hareketin tarih boyu destekçileri oldular.
1904’te Amerikalılar, Merzifon’daki Amerikan Koleji’nde Rumlara “Rum irfanperver Pontus ve musiki” derneğini kurdurdu. 1. Dünya Savaşından Almanlar yüzünden yenik çıkan Osmanlı ülkesinin başına leş kargaları gibi üşüşen bu devletler, vatanımıza saldırttıkları Rumlarla Türkiye’nin işini bitiremeyeceklerini anlayınca başta Fransızlar, İngilizler ve İtalyanlar, İstanbul Halifesi’nin de kabullendiği Mondros Mütarekesi’ni imzalattılar. Mustafa Kemal adlı kahramana çarpıncaya kadar yurdumuzu kıymık kıymık doğramaya çalıştılar.
NE VAR Kİ
Türkiye Millet Meclisi’yle, Mustafa Kemal’le karşılaşınca ilk anlaşma yolunu tutan da Fransızlar oldu. Atatürk, Adana, Kahramanmaraş ve Gaziantep’ten Fransızların ayrılmasını sağladı.
Barış, Mustafa Kemal Paşa’nın ruhsal yapısında vardı zaten.
YENİ CUMHURİYET’TE SONRA
Bu millet, kendisini geri bıraktırmış olan küflülükten, tanzimatla Fransa’nın ünlü 1789 ihtilalini örnek alarak silkinmişti. Bu satırların sahibi de dahil, bizim hatta bizden iki kuşak öncekilerin siyaset, sanat ve edebiyatta tek kılavuzu olmuştur Fransa!
KARIŞTIRMAK
Fransa’da gelip geçmiş hükümetlerin hepsi değil, ama Sayın Mitterand’ın bağlısı olduğu parti zamanında, yurdumu içinden vuracak, karıştıracak çirkinlikler peş peşe sürdü. Bazı Türk sanatçıları gibi benim de saygı duyduğum Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşi ne yaptı? Biz, Irak’tan yurdumuza, canını kurtarmak üzere gelen Iraklı Kürtlere insanlık kucağımızı açarken o, onları ziyaret etti, bizi kusur sınavından geçirmeye çalıştı. Sanki Türkiye’nin Sosyal Güvenlik Bakanı’ydı. Partisinin düşme sürecine az bir zaman kala, Fransa Cumhurbaşkanı, Kürtlerin hamisi rolüne bürünmüş. Kürtlerin değil, Türkiye’de Kürt davasıyla hiç ilgisi olmayan, yatıp kalkıp Kürt öldüren, Kürt bebelerini, annelerini, yetmiş bir tane imamı öldüren PKK’nın takipçisi olmak bu zata yaraşır mı?
“Aman efendim, o, Kürtçülüğü savunan DEP’li milletvekillerinin Melis’ten atılmalarına karşı çıkıyor” mu dediniz? Gösterin bana bu milletvekillerinin Kürt kültürü, Kürt davası için yazdıklarını. Varsa PKK, yoksa PKK.
Fransa, o topraklara, soy kökeni nedeniyle Asya yollarından geldiğinde oranın yerli halkını ezerek devlet oldu. Türkiye’de Mitterand’ın ve hanımının bilemedikleri tek bir şey var: Türklerle Kürtleri iki ayrı soy haline getirmek olası değildir. Türkiye’nin gözbebeği, İnönü’nün, meydan savaşında Fransızların kışkırttığı Yunan’ı yenen İsmet Paşa’nın kökenini kazırsanız belki de Kürt çıkar, ama Türk milletinin Cumhurbaşkanı olmuş o! Rahmetli Özal, sık sık dikkat çekmek için yaptığı konuşmalarından birinde, “Bende Kürt kanı var” deyivermişti ve de orijinalite peşinde koşan Sayın Fransız Cumhurbaşkanı, şunu da lütfen unutmayın: Fransa’dan, onun özgürlük ihtimalinden de beslenerek Türkiye’nin 2. Meşrutiyeti’ne katılan, Türk dilinin, Türk milliyetçiliğinin bayrağını dalgalandıran, “Türkçülüğün Esasları” nı yazan, “Başka dil gece bize- İstanbul konuşması- En saf, en Türkçe bize” diyen Ziya Gökalp’imiz de Kürt kökenliydi.
Sizde yetmişiki milletten gelmiş, insanlar yaşıyor, “Ben Fransızım” diyebiliyor da biz de bir Kürdün “Ben Türk’üm, ama kökenim Kürt’tür” demekle yetinmesi neden kusur oluyor? Niçin teröre sebep oluyor?
Hayır, hayır, Sayın Başkan! Bizim basının, parti liderlerinin suskunluğuna bakmayın. Biz seçim zamanındayız. Birbirimizle dalaşmaktan, hatta hükümeti, kendi içinden yıkma acayipliğinden başımızı kaldırıp size uzanmaya pek vaktimiz olmuyor. Cumhurbaşkanımıza gelen mektubunuza, Demirel’in nezaketi oranında, bu gibi çirkin müdahaleler karşısındaki kesin duyarlılığı ile gereken yanıtın verildiğine inanıyoruz.
BİR NEDEN DAHA VAR
Fransa sosyalizmin merkeziydi, eski Rusya’dan kopan ilk komünist parti de sizinkiydi. Leon Blume, bir sosyalist parti toplantısında “İdbarda da ikbalde de komünistlerle beraberiz” derken siz komünistlerle çizginizi ayırmıştınız. Ama yönetim eksikliğinden ötürü sağdaki İzmirli hemşerimiz Baladour’a bıraktınız sosyalist iktidarı. Bir daha da alacağa benzemiyorsunuz. Yoksa canınız mı sıkılıyor? Saygıdeğer eşinizi Türkiye’ye göndereceğinize, Kürt sorununun karıştırma rolüne büründüreceğinize Fransız hanımları arasında, düşen oylarınızın nedenlerini incelemeye yöneltseydiniz.
Siz, ileri görüşlü, efendi bir insansınız. Saygım da var; ama doğru yolda olup olmadığınızı bir kez daha düşünün ve saygıdeğer eşinizi, biraz da Bosna cinayetleriyle ilgilendirin.
Şardağ, R. (1994, Mart 10). Mitterand ve Çıt Yok. Milliyet, s. 24.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

