
Ülkemizde belediye seçimleri öncesindeki siyasal yanlışlar, seçimden sonra da sürüyor. Türk milletini Hristiyan Avrupalıların saldırılarından kurtaran Atatürk ve güzelim İslâm dini, birbirine karşıtmış gibi sürtüşmelerden, yanıltılardan kurtulamıyor. Mustafa Kemal, laik cumhuriyeti, Türkiye’yi temsil eden arkadaşlarıyla birlikte kurarken İslâm dininin büyük uzmanları, iyi cihazlanmış din bilginleri de yanındaydı. Avrupalıların, Papa’nın devlet yöneticiliğine son vermek için yaptıkları laiklik devrimi, -Ramazan boyunca yazdık- Kur’an’a aykırı değildi ki! Hoşgörü, Kur’an’daydı. “Ben Müslümanım” diyenlere inanmamak, ceza vermek hakkı, Hz. Muhammed’in de yetkisinde değildi. Allah’ın velileri vardı, ama “Ey dinlerinde bölük bölük olanlar” uyarısıyla Allah, bölücülüğü, dinde asla kabul buyurmuyordu.
Neydi O Bosna Mitingi
Hz. İsa’nın İncil’ini bile çarpıtarak Müslüman kıyımına girişen dünya devletlerinin, bir avuç Bosnalının varlığını elbirliğiyle boğazlaması şaşılır şey değildi ki! Dünyanın bütün serserilerini, günahlarının bağışlanacağını söyleyip şövalyeler eşliğinde dokuz kez Kudüs’e saldırtan Papalar, Cami’ül Ömer’de, savunmasız Müslüman kadın ve çocuklarının etlerini, Hristiyan işgalcilerine yedirmedi mi? Bugün, başta Amerika, NATO, Butros Gali pisliği olmak üzere Bosna’da işlenen cinayetler, ilk kez tanık olduğumuz şeyler değildi ki! Müslüman Türk’ün vicdanı kanadı ve Bosna mitingi patladı.
O Bayraklar Ne
Türkiye Cumhuriyeti’nin tek bir bayrağı varken, öteki İslâm devletlerinin de millet olarak birer ayrı bayrağı bulunurken, o padişahlık bayrakları, ayrı ayrı, renk renk tarikat bayrakları neydi? Hani İslâm kardeşliği? Hani vatan bütünlüğümüz? Mehmed Akif‘in sonsuza dek dalgalanmasını istediği “O nazlı hilal” e, öpülesi, öpüp yüzümüze sürülesi güzelim bayrağımıza karşı, benim sayabildiğim kadarıyla, dokuz farklı bayrak!.. Refahçılar topladı bunları? Bunu düşünmemek bile korkunç! Niyetlerinin bozuk olduğuna inansam bile bunu, bu kadar safça sahneye koyabileceklerini düşünmenin daha safçıl bir görüş olduğundan kuşku duymam. Bosna mitinginde Refah’a yönelik eksikler yok mu? Sayın Dilipak‘ın yaşadığı hüznü tıpkısına yaşadığımı belirtirken “Şeriat” diye haykırışındaki amacın, neyi açıklamak istediğinden kuşku duymamak olası değil. Şeriat, kaç kez yazdık, Kur’an’ın kendisidir. Tarih içinde en çirkin cinayetlere ya fetva vermiş, ya da gıkı çıkmamış din adamlarının yolu değildir. Türkiye’de devlet yönetimiyle, dinsel inanışlar için hüküm çıkarmaya kalkmayı birbirine karıştırmayalım.
Bir Büyük Yanlış Daha
Bir okurum, belediye seçimlerinden önce yazdığım, “Partilere değil, adaylara bak” yazıma karşı gönderdiği mektubunda, İstanbul’un Refah Partili Belediye Bakşanı’nın çok temiz, iyi niyet dolu niteliklerini sıralıyor ve “Sayın Şardağ, ondan da söz etseydiniz” diyordu. Ben o yazımda, Sayın Livaneli‘nin Ertuğrul Günay‘ın efendiliğine işaret etmiş, sadece sayın Dalan‘ın aday olmasındaki talihsizliğe, gerekçelerini belirterek dokunmuştum. ANAP’ın ve Refah Partisi’nin adaylarını ise tanımıyordum. Ama!. Hafta içinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi açılırken bir olay sergilendi.
Anakentin Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan, açılış konuşmasına geçmeden önce, “Şehitlerin ruhu için Fatiha okuyalım” önerisinde bulununca öteki partilerden gelme Belediye Meclisi üyeleri ayağa kalkarak İstiklal Marşı’nı okumaya başladılar.
Sevip saydığım rahmetli bir babanın oğlu olan, dost Güneri Civaoğlu, bu noktaya nasıl tarafsız ve dosdoğru yaklaşılır; tıpkısına kanıtladı. Onu pekiştirmekle ve bir ek getirmekle yetineceğim.
Evrenlerin Allah’ına, acıyan, esirgeyenlerin en yücesine şükran duyularak başlayan “din gününün sahibine” sığınarak sürdürülen Fatiha Sûresi, oturarak, ayakta ve her koşul içinde okunur ve okunabilir. Bu satırların sahibi, ne zaman Mustafa Kemal‘imiz için saygı duruşuna çağrılsa, ayakta, miskal kamışı gibi dikilmekle yetinmez, Fatiha’sını da okur, sevabını sevgili Peygamberimizin öteki Hakk Peygamberlerinin, şehitlerin ve Atatürk’ün ruhuna gönderir. Ne ki Sayın Tayyip Erdoğan, resmi açılışı yapmadan önce, “Arkadaşlar, Peygamberimiz, başta Atatürk olmak üzere vatan şehitlerimiz için ayakta Fatiha okumayı, onu izleyerek de İstiklal Marşı’nı hep birlikte yücelterek söylemeyi öneriyorum” diyemez miydi? O İstiklal Marşı ki içinde Akif‘in güzelim dizeleri gönüllerimizi titretmekte, ışık, nur saçmakta devam ediyor:
“Bu ezanlar ki şehadetleri, dinin temeli!
Ebedi yurdumun üstünde, benim, inlemeli!”
Aydınlık Getirelim
Refah Partisi’nin dilinden “Adil düzen”, “Atatürk sağ olsaydı bizim partimize girerdi” gibi birkaç belli sözcüğün dışında açıklamalar dökülmüyor. Bu parti, demokrasi içinde, öteki partiler gibi netleşerek yol almayacak mı? Çevremizde bir İran İslâm Cumhuriyeti var. Sayın Erbakan‘ın, “Sünni imamın arkasında kılınan namaz makbul sayılmaz” diyen bir din liderinin rejimiyle yakınlığı var mı?
“Atatürk’ü mezarından çıkaracak, yargılayacak ve kurşuna dizeceğiz” diyen ve halifeliğini ilan eden Almanya’daki eski müftü Cemalettin hakkında görüşü nedir?
Bosna’da bunca Müslüman kanı akıyor. Öteki İslâm devletlerinde çıt yok. Acılarını belirten tek bir cümle duyulmuyor. Sayın Erbakan, Kıbrıs’a asker çıkarma emrini kendisinin verdiğini söyleyerek övünüyor. Ne ki başta Suudi Arabistan, Mısır, Lübnan olmak üzere hiçbir kardeş İslâm devleti, Kıbrıs’taki cumhuriyeti tanımış değil. Refah Partisi bu karanlık noktalara demokrasinin en güzel koşulları içinde aydınlık getirmeli değil mi?
Laiklik, ama neye karşı
Büyük Mustafa Kemal, bu Müslüman Türk milleti için Allah’ın bir lütfu! Onun yaşamı boyunca İslâm’a saygısı süregelmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda Türk ordusu ve ulusu, Atatürk’ün çevresinde kenetlenirken büyük din adamlarımızın, camilerimizdeki hocalarımızın va’z ve duaları, manevi destekleri, sonsuz güç olmuştur. Ne ki Refah’ın karşısındaki partiler, -yineliyorum- “Türkiye laiktir; laik kalacak” diyen haykırışlarında bir şeyi unuttular: Bu ulusun yüzde doksanı Atatürk‘üne gönül vermiş, ama aynı zamanda Müslüman! Üzerine basarak söylüyorum: Bu nokta çok önem taşır. Halkımızın bir bölümüne olsun, “acaba laiklik, Müslümanlığa karşıt olan bir şey mi” gibi bir kuşku düşmez mi? Üstüne basa basa söylüyorum: Diyanet İşleri Başkanımız, çok değerli bazı eski Diyanet başkanlarımız, Kur’an’da, İslâm’da yetke düzeyine ulaşmış büyük ilahiyatçılarımız var. Bunlara bilimsel aydınlatma yolu açılmalı. Camilerimizdeki seçkin vaizlerimize, müftülerimize, laiklik, Mustafa Kemal sevgisini Kur’an’ın nuru içinde ışıklandırma fırsatı verilmelidir.
Ne Güzel Bir Örnek
İstanbul’un büyük bir camiinde değerli arkadaşlarımdan biriyle cuma namazı kıldık. Namazdan sonra bir müftü vekili, sevgiyle yanımıza yaklaştı ve bir anısını iletti:
Aziz Nesin Bey, bana bir gün telefon açtı şunları söyledi:
“Sayın müftü vekili, ben Allah’a inanmıyorum, biliyorsunuz. Öldüğümde Müslüman mezarlığına gömülmek istemiyorum. Benim gibiler için bir ayrı mezarlık düşünüyor musunuz?”
Edepli müftümüz, öfkeye kapılmamış. Yumuşak bir dille, saygılı olarak yanıtlamış:
“Sayın Aziz Bey, biz Müslümanların işleriyle meşgul oluyoruz. Öteki dinler bağlı olanlarla da o cemaatin din görevlileri ilgileniyor. Size yardıcı olabilmeme, mevzuatımız elverişli değil. Elimden, başka bir şey gelmediği için özür diliyorum.”
Şardağ, R. (1994, Nisan 21). Halimize Bakın. Milliyet, s. 18.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

