
Seçim sonunda iyice ortaya çıkan ANAP rahatsızlığı, Mesut Yılmaz‘a yüklenilir oldu. Dört, beş yıl sanırım -Dışişleri ve Devlet Bakanlığı yaptığı Özal‘lı Meclis’te bende bulundum. Sayın Necdet Calp dostumun sevgi ve ısrarıyla girdiğim parlamentoda kısa, çok kısa bir dönem sonunda doğruların yanında, eğrilerin karşısında bulunabilmek için yansızlığı seçmiştim. Birçok kavgalı toplantıyı sükunete kavuşturan, hakka dayalı konuşmalarım sırasında Sayın Yılmaz‘la kürsüde karşılıklı tartışmıştık.
Mesut Bey, zarif bir insandır. Bazı basın organlarının, belediye seçimi boyunca arkasında oldukları, seçim sonunda -bilemem hangi nedenlerle- karşısına dikildikleri Sayın Yılmaz’ı, anılarım içinde tanımlamak isterim.
Humeyni İran’ında rejim beni bağlamazdı, ama bu devletin başkanı haykırıyordu ve gazeteleri elimdeydi:
“Türkiye darülharptir.” (Savaşılması gereken kafir ülkesidir.) Liselerinde okutulan Tarih kitabı da elimde: “Türk milleti Orta Asya’nın vahşi bir ırkıdır. Mustafa Kemal, onları, (Siz Yunan ırkından geliyorsunuz) diye kandırmıştır.” Buna karşın Sayın Başbakan Özal, (Davos’ta İran rejimini övüyor. (Hakiki rejim) diyor.
Bu sözlü soruma ve bir benzerine Başbakan yerine Yılmaz yanıt veriyor. Zira, Meclis’e seslenerek, “Siz söyleyin sekiz yıldır tutunan bir rejim, rejim değil midir?” diyerek Meclis’ten tepki alıyor ve “Sayın Şardağ, bu haberi Hürriyet gazetesindeki bir kupürden almış. Şardağ bunu bizden sorsaydı konuşmanın tam metnini kendisine gönderirdik, o da özür dilerdi” diyor.
O akşam Anadolu Ajansına gidiyorum ve metnin bütününü alıyorum. Ajans Özal‘ın konuşmasını doğruluyordu, üstüne bir de başlık atarak; “Hakiki devrim.”
Ertesi hafta yine kürsüye çıkıyorum. Ajanstaki metni okuyor ve “Şimdi birisinin özür dilemesi gerek, ama herhalde bu ben değilim. Mesut Bey daha pek genç kendisini bağışladım” dedikten sonra, “Sayın Meclis Başkanı, Mesut Bey küpür dediler, onu da zapta lütfen kupür olarak (coupure) geçirin” diyorum, ama bu son düzeltmemi insancıl bulmuyorum. Bir ara koridorda, yamına öğrencim Bülent Akarcalı geldi. “Hocam” dedi, “Yanyanaydık. Sizin ‘küpür’ düzeltmeniz sırasında çok üzüldü.”
Yılmaz’ı Öpüyorum
Ertesi gün, yeni çıkan eserim, “Şair Sultanlar” ı kendisine sevgiyle imzalıyor, yanına gidiyorum ve öpüyorum. Son davranışımdan yana özür diliyorum. Şunu da ekleyerek:
“Sayın Yılmaz, siz Cumhuriyet evladısınız, katılmadığınız bir konuda neden Başbakan’ın yanıltılarını yükleniyorsunuz? İran rejimini övüyorsunuz?”
Bana hak veren, ama Özal‘a olan sevgisini de içerik yüz çizgileri arasında, duyduklarımı anımsıyorum: “Haklısınız Şardağ, ama liderimiz.. Seviyorum kendisini. Kopamam ki! Kıramam ki!”
Konuya Niye Buradan Girdim
Bugünlerde rahmetli Özal anılırken Mesut Yılmaz gagalanmak, Özal düşmanlığı içinde gösterilmek isteniyor. Merhum Turgut Bey, Türkiye’yi silkelemiş, dövize boğmuş, dış alım, dış satımı kamçılamış, ülkeye yeni bir atılım getirmişti. Onda bu beceri olmasaydı, Demirel onu elektrik idaresinden alıp, planlamanın başına, kendi müsteşarlığına getirir miydi? Kendisinin iki zaif tarafını, Başbakanlıkta yüzüne söylemiştim: Orta direği çökertmişti. Genel kültürü eksikti: “Allah zenginleri sever, benim memurumu işini iyi bilir, Azerbaycan şiidir, İran’a yakındır” diyebiliyordu ve Demirel‘in siyasal yaşamını sonlamak için çırpınmıştı.
Kemal Yamak Paşa dostumdur. Meziyetli, vefalı insan ve iyi bir komutanımızdır. Bir gün söyleşirken, “Şardağ” dedi, “Sayın Özal, aleyhinde yazan bütün gazetecileri artık rahatça okuyor, ama eli, sizinkilere varmıyor. Sizi seviyor” demişti.
Özal, iyi niyetliydi. Hisleri hızlanınca bugün kendisini sevgiyle öven kardeşi Yusuf Özal‘la yeğeni “Yetim Hüsnü” yü televizyonda yerden yere vurabiliyordu. Semra Hanım’a sevgisine ölçü bulunamazdı. Onun hatırı için Başbakanlığa ısrarla getirdiği Mesut Yılmaz’ın karşısına dikilivermişti.
Ama Yılmaz
Özal‘ın ani kararlarla kendisini zor duruma düşürdüğü Dışişleri Bakanı Yılmaz, Devlet Bakanı Yılmaz, Başbakan Yılmaz rahmetliyi her zaman, herkesten aşırı sevmiştir. Bu konuda vicdanının sesini yansıtmak isteyen Şardağ, gerçeği aydınlatmak istiyor. Semra Hanım’ın bir arzusu olmayınca Yılmaz’ı Özal düşmanı gibi göstermesi gülünçtür. Özal ailesinin, haksız, sınır kuşkulu istekleri geri çevrilince Sayın Yılmaz’a karşı nasıl saldırıya geçtikleri unutulabilir mi?
Sayın Naci Ekşi‘nin, Yılmaz’da bazı tashihler beklentisi, gurup dışına taşıyor. Kardeş Özal, Yılmaz’a yandan değintili bir tavrın içinde. Bu puslu havada Semra Hanım eşini çelişkili durumlara düşüren bazı yanıltılarını unutmuş, ölçüyü de elinden kaçırmış, konuşuyor:
“Memleketin başına geçecek birisini bulursam hemen çalışmaya başlarım.” Amaç yine “Yılmaz’ı Özal sevgisizliği” kızıştırması.
İşte ben önce bunu düzeltiyorum..
ANAP ilk iktidarından sonraki belediye seçiminde aşağılara düşerken Başbakan Özal’dı. ANAP, son milletvekili seçimlerinde Yılmaz’la değil, Cumhurbaşkanlığı’ndan ANAP’ı yöneten merhum Özal’la birlikte yenildi. Ben buna tam bir yenilgi diyemem zati.
Yılmaz’da Eksik Olan
Yok mu? İnsanız; hangimizin yok ki. Mesut Yılmaz, son seçimlerde Doğru Yol Başkanı olan bir hanımın gerisinde kalmışsa bundaki nedenleri de serinkanlılıkla kabullenmelidir. Terörün hakkından gelme azmini ilk kez kullanan bir hanım Başbakanla birlik havasına giremedi. Yüzü, yaradılışı gereği asıktı. Başbakan’ın konuşmaları ne kadar yumuşaksa, Yılmaz sert, zorlama, öfkelenmeler içinde göründü. Örgüt, gereken doğrultuda çalışamadı mı bilmiyorum, memleketi olan Rize’de belediye seçimini kaybetti. Anlayamadığım bir şey daha var: Mesut Bey Meclis’te hazırlanarak çıktığı konuşmalarında hiç kekelemezken, televizyon ve basın karşısında neden böylesine tutuk?
Kötümser Olmalı Mı?
Hayır! Partisinde şu anda anımsayabileceğim bir Avni Akyol, iki eski Meclis Başkanı olan Kaya Erdem ve Necmettin Karaduman, eski Kültür Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, eski Turizm Bakanı İlhan Aküzüm, eski Sağlık Bakanı öğrencim Bülent Akarcalı ve daha nice pırıltılı arkadaşlar var. Mesut Bey onlarla yeni bir aydınlık getirebilir.
Anavatan lideri, lütfen, fırıldak gibi dönen bazı basın ve televizyon sözcü ve habercilerinin tutumu ile de umutsuzluğa düşmesin.
Bir şeyi daha düşünsün: Doğru Yol’lu Başbakan dikkatle izlenirken onun her ülkesel davarınışına karşı çıkılma, olumsuz bir hava yaratıyor. Bu hanımı asıl yaralayan, gücünü kıranların zati, Doğru Yol’da kümelendiklerini de dikkate alsın! Vatan ve milletimizin temel davalarında, davet beklemeden destek havası yaratmanın daha faydalı olacağını da biraz düşünsün!
İncinmesini hiç istemiyorum.
Şardağ. R. (1994, Nisan 28). Yansız bir kalemden Mesut Yılmaz. Milliyet, s. 16.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

