Unuttuklarımız

Seçim bitti. Bu sabırlı ve büyük millet, DYP’yi, bütün sıkıntılarına karşın yine önde, ileride tuttu.

Rahmetli Özal, “ortadirek” diyerek geldiği ulusunu hayal kırıklığına uğrattığı halde bu halk bekledi. İki seçim boyu, oyunu azalta azalta uyardı. Sonra da partisini düşürdü. Tansu Çiller’i tanımam. Partilerin hiçbiriyle bağlı olmadığım halde, hatta sevgili İsmet’te şans gördüğüm halde Çiller seçilince “Kadınlar bayram etsin” diye bu sütunda umutlarımı belirttim. Gerçi kadınlarımız için pek bayram olmadı henüz. Ama nasıl, ulusum umudunu yitirmemişse ben de yitiremezdim.

KADINCA DEĞİL, AMA ERKEKÇE

Evet, bu toplumda yüzlerce yıl kardeşçe yaşadığımız, kendilerinden iki cumhurbaşkanı, bir başbakan, bir Dışişleri bakanı çıkardığımız, bir de büyük Türkolog Gökalp’imizle birlikte övündüğümüz Kürtler, kardeşlerimiz var. Sorunları da var. Ama bir de Kürt çocuklarını, Kürt annelerini, ayırım göstermeden öldüren PKK var ve onların her yönde sızıntıları var ve de onların üzerine erkekçe giden bir hanım Başbakanımız. Şimdi yeni bir fedakarlık paketiyle karşımızda. Bu yazı yayınlandığı günden önce bu acı ve zorunlu ilacı içmeye başlayacağız.

BİR ŞEYE DİKKAT

Türkiye’de bazı televizyonlarla bazı basın mensuplarının ekranlarda, seçim sırasında olduğu gibi hâlâ saman altından su yürütürcesine Refah ağırlıklı, ona yatkın programlar düzenledikleri hala sırıtıyor. Bu televizyonların hâlâ bu yolda oldukları da besbelli. Ne yapabilirsiniz? Basın yayın ve özel televizyonlara baskıyı düşünmek kimsenin aklından geçmez. Ortada bir gerçek var; Ülkemde yaşayanların en az yüzde doksanı Mustafa Kemal’den kopamaz. Ama aynı topluluk, bütünü ile Müslüman. Bu hükümet, bugünkü Diyanet İşleri Başkanı gibi gerçek Müslüman, Kur’an-ı Kerim’in gerçeğini kavramış ilâhiyatçılarla dolu. İslâm adına çarpıtılmış davranışlar konusunda halkını, halktan önce de hoca ve vaizlerini Kur’an doğrultusunda uyarsın.

Demirel, yıllar yılı tanıdığım ve Cumhuriyetimizin başında milletimiz için bir güvence olan Demirel’in kurduğu orta sağ ve orta sol karması hükümetin önünde, ivedi ekonomik önlemler, paketler karara bağlanırken benim merak ettiğim bir konu da şu: Büyük iş adamlarından, “fedakarlığa hazırız” yollu tek cümle çıkmıyor. Zamlar yağmadan önce, kazançlarını bu vatanda sağlamış, bazılarınınki devlet bütçesini geçmiş olan bu sayın büyük kulüp mensupları neden “Haydi! Pamuk eller cebe” diyemiyorlar? Çiller başkanlığındaki hükümetin, bu seçimden. Önce düşündüğü vergi paketinin onlara da bir şeyler yükleyeceğini öğrenir öğrenmez Ankara’ya nasıl doluştuklarını hüzünle düşünüyorum. Vatandaşlar sıkılıyor. Bankalar sıkıntıda. Memur, emekli sefaleti, Tansu Hanım’ın ve Sayın Demirel’in icadı değil, Sayın Yılmaz’dan önceki ANAP umursamazlığının sonucu idi.

YİNE İSLÂM’LA

Evet konuya, yine İslam’la girmek istiyorum. Bir zamanlar iktidara Karaoğlan’ı çıkaran, sonra indiren yasaklı, eli bağlı ve muhalefette kaldığı sıralarda, Demirel için basına, demokrasi adına iki çift lâf etmeyen bu dostlarımızı, hepsinin inandıkları o yüce Kitabımızla uyarmak istedim. Ama önce acımı açıklayayım.: Bodrum’da hemen bütün büyük iş adamlarımızın yazlıkları var. Bir gün rahmetli ve sevgili Örsan Öymen ağır hastalanıyor. Yoğun bakım gerek; yok! İzmir’e kadar dayanır mı bu vücut? Taner Şener’i de tıpkısına kaybettik. Devlet yetişemiyor. Bu varlıklı dostlarımız, bir yoğun bakımevi kuramaz mıydı?

FERİD BEY’E BAKIN

Eczacıbaşı’ların en büyükleri, sevgili ve rahmetli Ferid Bey dostum, İzmir ve Ege’yi okullar, dispanserlerle donatmıştı. Kapısına yaklaşan yoksul boş dönmezdi. Bir gün öğrendim ki kırka yakın dul kadına maaş veriyor. İki kişi dışında kimsenin haberi yok. Hatta iki gün uğradığı eczanesinde iki saat beraber olurduk. Yaptığı bir konuşma arasında “Bilmiyorum Şardağ, ona eksikli mi gideceğim” diye döktüğü göz yaşlarını unutamam.

İslâm’da zorlama yok. Peygamber sadece iletici. “Şardağ,sana ne?” diye bir karşılık da duyar gibiyim. Kimseyi kasdetmiyorum. Ama yine de bir anımsatma gereğini duyuyorum ve özürler dileyerek konuya giriyorum.

İslâm, sosyal adalet dinidir. Ellerine defterleri soldan verilecek olanlar, salt inançsızlar değil, yardım etmeyen zenginlerdir.

Bu toprakları, bu denizleri, bu dağ ve ırmakları, Allah tüm kullarına vermişken, “Hayır, yalnız bizim” diye ortaya çıkabilir miyiz? Allah bazılarına maddece daha üstün yarattı. Ancak o servetler yalnız kendilerinin değil ki!

Lütfen dinler misiniz:

“-Göklerin ve yeryüzünün mirasçısı Allah olduğu halde, ne diye O’nun yolunda harcamıyorsunuz?” (Hadîd Sûresi, Âyet: 10)

Kurtuluş olanaksızdır. Orada sırtını çevirip yoksulu kovanı, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden gizleyeni çağıran, deriyi soyup kavuran alevli ateş vardır.” (Meâric Sûresi, Âyet: 15-18)

Çalışıyor, namusunuzla kazanıyoruz” mu diyeceksiniz? Güzel, güzel de bir anımsatma daha yapalım:

Allah, rızık verirken kimimizi, ötekilerine üstün kılmıştır. Emirleri altında çalışanların rızıklarını vermezler. Halbuki rızıklanmada, beslenmede hepsi ortak hak sahibidir. Allah’ın bütün kulları için lütfettiği besinleri, bile bile yalanlıyorlar mı?” (Nahl Sûresi, Âyet: 71)

Görüyorsunuz değil mi, zekâtla iş bitmiyor. Ulu Allah, neden peygamberlerini hep yoksullardan seçti? Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya saldıranlar hep mağrur zenginlerdi. Tabii Hz. Muhammed’e de.

Biz burada Ebu Ubeyde’nin, Kitab’ül Emval, Ahmed Nedvi’nin büyük İslâm Tarihi, şia bilginlerinin Vesaili’ş-Şia adlı eserlerinden örnekler vermeye kalkmadık. Marks’ın reçeteleri, dinsizliği temel tuttuğu için yıkılıp gitti. Çünkü temelinde insanları birbirine vurdurmak vardı. Ama Allah’ın Kitabı’nda zor yok. Aracı da yok. Aklı olana, Kur’an yetmez mi?

Öyleyse, sen ne diye aracı olmaya kalkıyorsun” mu diyeceksiniz?

İşte ben bundan korkuyorum ve hata etmişsem ulu Allah’ımdan af diliyorum.


Şardağ, R. (1994, Nisan 7). Unuttuklarımız. Milliyet, s. 18.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın