
Kur’an yorumu dönemine giriyoruz. Evet, İslâm’ın, evreni nura kavuşturduğu o kutlu günden bu yana bin beş yüz yıl akıp geçti. Allah’ın, insanlığa en büyük armağanı olan Kutsal Kitab’ımız, son elçi Hz. Muhammed’in yaşamı sırasında halifelerin belleklerindeydi. Tuğla üstüne kurulu teknik bir sistemle deriler üzerine de işlenmedeydi. Anlaşılsın diye Arapça indirilen, ama seslenişi evrene uzanık olan bu yüce Kitap, Hind, Çin, Japon’u da içerik olmak üzere dünya dillerine aktarılmıştır ve tüm dünyayı sarmak için inmiştir. Kur’an âyetlerinin tanıkları da vardı. Halifeler, Sahabeler, sevgili Peygamberimizi tanıma onuruna kavuşanlar… Ne ki İslâm yayıldı, hükümler önce Arap dostlarımızca çiğnendi. Ümeyye oğulları, hatta Hz. Muhammed’in soyundan gelen Haşimoğulları, Allah’ın yasakladığı cinayetlere, peygamber soyuna yapılan horlamalara, türlü türlü pisliklere Kur’an’a karşın giriştiler. Mezhepler, tarikatlar, büyük öncü imamlar, bilginler yorumlara giriştiler. Bunlardan bazılarına bid’a denildi. Bir çeşit tahrif, reform ve inkar demekti bazılarınınki. Halbuki Kur’an’da, İslâm’da reform, kafirliğin kapısından içeri girmekti. Reform mu? Asla! Yorum mu? Geç bile kalındı.
BİR ŞEYE DİKKAT EDİN
Türk, Arap, İran karışımı üç milletin büyük bilim, sanat, felsefe, matematik, cebir, musiki, astronomi, geometri alanındaki bilginleri eliyle İslâmlık, önce kendi ülkelerini nurlandırdı. Sonra da karanlıklar içine batmış Avrupa’yı aydınlattı. Neyle? Elimizdeki Kur’an’la.
Peki, bugünkü Müslüman Arapların, hatta ulusumuzun uygar dünya karşısındaki, geri kalış nedeni nedir? “O da Kur’an’la, İslâm’la” diyebilir misiniz? Hayır, değil mi? Kur’an’ı hâlâ yorumlayamayışımızdandır bu! Bugüne dek dar bir çerçeve içinde yapılmış yorumlar, bizi gitgide daha da kararttı. İşte Diyanet’in başındaki sevgili Mehmet Nuri Yılmaz, gerçeği rayına oturttu. Kur’an’ın kutsal yorumu için kollarını sıvadı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın hafta içinde bu konudaki işaretine de değinmiştik. İki cepheden gelecek sinsice ya da salvo ateşlerini görür gibi oluyorum. Ne ki bunların soluğunu yine İslâm’la, Kur’an’la kesmeye hazırız.
Yaş, yetmiş yedi. Geçirdiğim ve şu anda geçirmekte olduğum, beni umutlu kılmayan hastalığın sarsıntıları içinde, yıllardır savunduğum bir düşüncenin gerçekleştiğini görmekten mutluyum. Bu konuda, üç eski Diyanet İşleri Başkanı’yla fikir alışverişinde bulunmuştuk.
Gelmiş geçmiş Milli Eğitim bakanları içinde, unutulmaz izler bırakmış olan Avni Akyol’un partisi seçimde kaybetmeseydi, bu konuda, Diyanet’le anlaşacaktı. Diyanet’in şimdiki Başkanı sayın Yılmaz’la katıldığım bir şurada ilk kez tanıştım. Kur’an yorumunu konuşma olanağı bulamadım. Sadece, sevgili okurlarım anımsayacaklar, gazetemde birkaç kez yazdım. Kur’an yorumu için toplanacak komisyona, her uzmanlık dalından, İslam’a Kur’an’a bağlı, bağlı değil vurgun olanların katılmalarındaki yararı belirttim. Sayın Mehmet Nuri Yılmaz’ın bu Allah hizmetini yürürlüğe koyacağını duydum ve ulu Allah’a şükrettim.
NEDEN KUR’AN YORUMU
Açın, Kutsal Kitabımızı ve sık sık okuduğumuz bir sûrenin ilk ayetini anımsayın: “Ya Sin” yani “Ey Sin!” Anladınız mı? “Hz. Muhammed’in vicdanına dolan ses böyle yorumlanamaz.”
Bu bir görüş!
Ama Kur’an’ı Fransızcaya çeviren bir bilgin kalkıyor, hem de büyük İslâm bilgini “Ze Mahşeri” yi de örnek göstererek “ ‘ya’, ‘ey’ demektir, ‘sin’ de ‘insan’ demektir, ‘ey insan’ demektir bu” diyor.
Bazıları “Peygamber’in diline, vicdanına inmemiş yorumu benimsemem” der mi? Bizim ilahiyatçılarımız bu görüşe katılacak mı? Yorum gerek, değil mi?
Kur’an’ da beş vakit namaz emrolundu. Ne ki rekat sayısı belirtilmemiş, göreneklere uyulmuştur. Ancak ulu Allah, “gündüzü çalışmak, geceyi dinlenmek için yarattığını” buyurur. Sakıncalı bir durum karşısında, namazın kısıtlanmasına izin verir. Selâmete kavuştuğumuzda, yürürken, binek üstündeyken namaz kılmamızı kabul eder. Kadın ve erkeğin cinsel ilişkiden sonra, su bulamamışlarsa temiz bir duvara elleriyle dokunarak gusül abdesti almasına izin verir. Bu satırların sahibinin, onun kulluğundan koptuğu bir an yok. O da bu görevlerin içinde, ama sevgili Allah’ın tüm ayetlerini ve hoşgörüsünü birlikte dikkate alan yorum şurasının, bu konuya da ışık getireceğinden kuşkusuzum.
DİNLEYİN, KADIN DOĞUM DOKTORLARI!
Ulular ulusu, sevgililer sevgilisi Allahımız “Biz çocuğu, anne rahminde üç ayrı karanlık boğumdan geçiririz” buyuruyor. Bir uzman profesörümüz, bunu benden duyunca, elini alnına vurarak, “Hocam” dedi, “Bilim dünyası, bunu yarım yüzyıl önceki panelde kanıtladı.” Yüce Mevlânâ, Mesnevîsinde, “Erkeğin spermi, önce beyazdır. Çocuğu hazırlamaya yakın sıralarda sararır ve ölümden sonra esmerleşir, kararır.Yani her renkteki ırk farkı, renk ayrımı ortadan kalkar.” diyor. Kendisini uçuran kanatlarını Kur’an’dan alan Mevlânâ, yorum kurulunu düşündürmeli.
ÖRTÜNME VEYA FAİZ
Bu da yorumunu bekliyor. Cahiliyye devri Arabistanı pislik… Sereserpe ev kıyafetiyle sokağa fırlayan kadınlar! İranlı Mazdek’in kurduğu Mazdekizme göre bir kadın, evinin damına beyaz bayrak asarsa, “Yalnızım; on erkekle yatabilirim” demektir bu!
İşte örtünme konusu! D Kanalı’nda da tartışıldı. Âyeti yazıyorum:
“Ey Muhammed! Eşlerine, kızlarına ve iman edenlerin kadınlarına dışarı çıkarken üstlerine örtü almalarını söyle! Bu, onların, hür ve namuslu bilinmelerini ve bu nedenle incitilmemelerini daha iyi sağlar.” (Ahzâb Sûresi, Âyet: 58)
D Kanalı’nda iş, başörtüsü aşağı, baş örtüsü yukarı, sürdü gitti.
Eğer “üzerlerine örtü almak” tan, tamamen örtüye bürünmek anlaşılıyorsa, makyajlı yüzleri açıkta bırakarak başörtüsü ile yetinmenin anlamı kalır mı?
Örtünme konusunun İslâmî yorum toplantısında açıklık kazanacağına inanıyorum. Televizyonda laikliği red eden konuşmacıların bir teki bile bu sözcüğü doğru konuşamadılar.
Faiz sorunu, bir partinin “Adil düzen” sistemi içinde, yasak olarak kabullenilmiştir. Her ne kadar bankalarda Bosna paralarını faize yatırma olayları onları yanlış yola itiyorsa da.. İslâm’da faizin gerçeği, Kur’an yorumu komisyonu ile de ortaya çıkacaktır. Yoksul bir kardeşine borç vermişsin. Adam ödeyemiyor; kahrından ne yapacağını bilemiyor. Ulu Allah, alacaklıya “bağışla” buyuruyor. Bir de üstelik faiz istiyor. İşte yasak olan budur. Yorum komisyonu bu konuyu da ışıklandıracak.
DEFTERİ SAĞDAN SOLDAN VERİLENLER
Kutsal Kitabımızda, “defterleri sağdan ve soldan verileceklerin” de gerçek yorumuna kavuşması gerekiyor. Bunu kafa ve bilgi yapısı cılız hocalarımız “sağcılar, cennete; solcular cehenneme” anlamıyla yorumluyorlar. Dikkat edilirse aslında solcular, Allah’ın, “defteri sağdan verilenler” çizgisini savunuyorlar, ama güçlerini, Kur’an’la kanıtlayamıyorlar. Savundukları sosyal adalet Allah’ın buyruğu! Yazık ki, İslâm’a gereği gibi eğilip güçlerini oradan alamıyorlar ve Kur’an’a eğilmiyorlar. Sağcılar da yoksulların sırtını yere getirip durmadalar.
Dünyanın yuvarlaklığı ve döndüğü, uçan dairelerin varlığı, yerin altındaki zengin kaynakların açıklanışı, hepsi Kur’an’da.
Olumlu bilimler alanında beş yüz yıl İslâm, evrene egemendi. Niçin? Kur’an’ın, İslâm’ın gerçeğini yorumladıkları için.
Dünyada Müslümanlar neden bu kadar geri? Kur’an’ın gerçek yorumundan koptukları, İslâm’ın gerçeğini saptırdıkları için.
Kur’an yorumu için çalışmalara başlayan kurula başarılar diliyorum.
Şardağ, R. (1994, Haziran 16). Diyanet İşleri’nin sayın başkanına teşekkürler. Milliyet, s. 18.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

