
İslâm dini o yüce dinin adıdır ki o, gerçekten iyi anlaşıldığı, doğru yorumlandığı zaman kavga değil, barış doğar. Ulu Allah, Kur’an’da, kaç kez, “Ey inananlar! Hep birden barışa gidin” buyurmuyor mu? Jon Davinport, “Muhammed ve Kur’an Önünde Özür Diliyoruz” adlı kitabında, Hz. Muhammed ve İslâm’ı övmüştür. Voltaire dışındaki pek çok Batılı araştırmacı, İslâm’ı yüceltir. Ömer Rıza Doğrul‘un çevirisinde, İngiliz bilgini Davinport 718. sayfada, “Hz. Muhammed öğrenim görmemiştir. Hem kendi kabilesi içinde öğrenim geçerli olan bir şey değildir” diyor.
Konstan Verjil Giogio, “Yeniden Tanımamız Gereken Muhammed Peygamber” adlı kitabında, “Hz. Muhammed, ümmiydi. Ona inen ilk âyetler kalem, ilim, yazı bölümlerini kapsar. Büyük dinlerin hiçbirinde, bu ölçüde önemli bilgi ve kültür anıtı yok. Hz. Muhammed’in söylediği bu sözleri söyleyen yok. Hiçbir dinin başlangıcında kültür ve ilme bu kadar değer verildiğini görmedik” diyor.
Dünyanın önde gelen tüm bilginleri, İslâm dinini yüceltirken, Müslümanlığı benimsemiş olan biz Türklerin, Müslüman kardeşliği ile övünmemiz, birbirimize sarılmamız gerekmez mi? Refah Partisi’nin sessiz politikası, hiçbir şey yapmasa bile İslâm’ı, camilerimizi kurtarmış olana Mustafa Kemal sevgisini bayrak yapamaz mı? Vurgulamak istedikleri, Atatürk’ün şeriatı kaldırdığıdır. İşte yanıldıkları ve saplantıya düştüleri de bu!
Şeriat Nedir?
Bir kez daha yineliyoruz. Şeriat, sözlük anlamıyla “en doğru olan” “yolun en doğrusu” dur. “Allah bizi Kur’an ve şeriattan ayırmasın” sözünde yanlışlık yok ki! Ben de her Müslüman gibi, “Allah bizi şeriattan ayırmasın” diyorum. Refah Partililer, onların liderleri, neden bu cümleyi açıkça söyleyemiyorlar? “Anayasa bağlıyor, Atatürkçü laikler bize saldırıyor” mu diyecekler?
Hayır! Onların sizden çekinmelerinin, size takmalarının asıl nedeni, sizin Atatürk‘e karşı körlüğünüz ve şeriattan anladığınız, çıkardığınız anlamdır. Açın Allah’ın Kutsal Kitabı’nı bakın bakalım, onun hangi devrimi Kur’an’a karşıdır? Şeriatı mı ortadan kaldırdı? İşte bu doğrudur, ama açıklamasını daha önceleri yapmıştık. Biraz daha derinleştirelim:
Şeriat, yani Kur’an hükümlerinin çarpıtılması ne zaman başlamıştır? Ümeyye oğulları zamanda değil mi? Şam Valisi Muaviye‘nin asi bir vali olarak şeriatı çiğnediği unutulur mu? Peygamberimizin torunu Hz. Hasan’ı zehirlemeyi Kur’an mı emrediyor? Hz. Hüseyin’i Kerbela’da şehit eden Yezid’in yolu Kur’an ve şeriatın yolu mudur? Alevî olmaya gerek yok, Müslüman olmak, buna izin verir mi? Siz Türkiye’de çocuklarına “Muaviye”, “Yezid” adını koyan bir Müslüman’a rastladınız mı? Sivas’ta işlenen cinayetlerde din ulusu Pir Sultan Abdal‘ı anmaya gelenler içinde Aziz Nesin‘in de tahriki vardı. Vardı, ama ulu Allah, “Bir canı kurtaran, bütün insanlığı kurtarır” buyururken hâlâ televizyonlara çıkıp kılıç gösteren ve “Biz öldürürüz” diye haykıranlara inçin, “Bu yol şeriat yolu değil, yani Kur’an yolu değil” demediniz. İslâm’ı kurtaran Mustafa Kemal‘in kaldırdığı şeriat buydu işte! Yani Kutsal Kitab’a ters düşen çirkinliklerdi.
İçlerinde, bazı dostlarım da bulunan Refah Partililer, “Çoğunluğu ele alacağız” deye haykırıyorlar. “Adil düzen” söz yuvarlamasıdır. Önce, açık düzeni savunamazlar mı? Hem her çoğunluk O’nun yanında gerçeğin kendisi de değildir ki:
“Çoğunluk olma iddianız, sizi o kadar ilgilendirdi ki mezarları ziyaretle onları saymaya kadar işi vardırdınız.” (En’am Sûresi, Âyet: 116)
“Ben inançlıyım. Atatürkçüyüm, laikim, yani kimsenin inanışına karışmam” diyenler mi şeriattan, yani Kur’an’dan kaçıyor?
“Allah, kişiden, gücünün yetebildiği kadarını bekler. Biz kişiye ancak gücünün yetebileceği kadar yükleriz” (En’am Sûresi, Âyet: 152)
“Allah, size bunları, öğüt alasınız diye buyurmaktadır.” (En’am Sûresi, Âyet: 152)
Allah demokrasiyi reddetmez. Çünkü insanları ayrı milletler halinde o, oluşturdu. “Dinde bölünme yok. Din kardeşliğinde kopma yok” desenize. “İslâm’ı, yedi düvelden kurtararak bize teslim eden Mustafa Kemal’e bağlıların karşısına, sekiz tarikat ve üç ayrı eğilimli kökten dinciler çıkıyor. Onlara Allah’ı dinleyin! Şeriatın emri bu değildir” diyeceğiniz yerde diliniz tutulmuş, onlardan medet ve oy toplama sevdasındasınız. Ya şeriatın, yani Kur’an’ın sesi:
“Ey Muhammed! Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz. Onları işi Allah’a kalmıştır. Yaptıklarını, onlara sonra bildirecektir.” (En’am Sûresi, Âyet:159)
Laikliği Anlayın
Laiklik, Avrupa’da Papa’ya karşı bir devlet ihtilalidir. Mustafa Kemal sizin anladığınız kadar Kur’an’ı bilen, anlayan din adamlarıyla yola çıkandır. Meclis’i Kur’an ve dua ile açtırandır. Getirdiği yenilikler Kur’an’a aykırı değildir.
Bir Örnek
Ziraat Bankası köylünün ve milletin temel direklerinden biri. Bir yandan savaşıyor. Bir yandan Meclis yönetiyor. Bir yandan yeni bir Ziraat Bankası’nın şubesini açmanın onurunu Meclis’le paylaşıyor. Nitekim bu banka, yetenekli genel müdürlerle o düzeye geldi ki, uluslararası risk değerlendirmesinde Moody’s şirketi ve Standard And Poor’s kuruluşu da -başındaki Sayın Genel Müdürü kutlarım- Ziraat’ı, hiç riski olmayan en şeffaf banka ilan etti. Ve aynı Ata, İş Bankası’nı kurdurdu. Vatan düzeyinde o günden bugüne Cumhuriyet Türkiye’sinin iş, sanayi, ticaret ve bankacılık konularında önde giden bankamızdır.
Mustafa Kemal, okullara din eğitimi koydu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdu. Milli Mücadele’de kapattığı bazı tekkelerin, miskinler yatağı olduğunu İslâm şairi Akif söyler. Kadınlarımızın yüzlerinin açılmasını isteyen o olduğu gibi onların dini eğitimleriyle ilgilenmemiz gerektiğini söyleyen de O’dur. Karışmaya ben de kendim de yetki bulmam, ama bugün televizyonların bazı özellerinde popoları furya kızlarımız çıkıyorsa, özel televizyonların telefonlarında namuslu halkımızı perişan eden konuşmalar yapılıyorsa, bunu da suçlusu Kemal Atatürk mü: Bu konularda kaçak güreşmeden Meclis’te, basında konuşun; biz de destekleyelim.
Atatürk‘ün gerçek şeriata, yani Kur’an’a uymayan davranışı yok. Bir özel tevizyonda, partinizin dışında iki profesör ve açıkça sizi tutan eski bir diyanetçi, saatler boyu laikliği tartıştılar. Profesörlerimiz dahil, hepsi, Fransızca “laik” sözcünün ilk hecesini uzatarak okudu. Bari kaşını gözünü yardığınız bu sözcüğün doğrusunu öğrenelim.
İslâm halifeleri şeriata uydular mı? Hepsi bir ahkam kesti. Her gelen Osmanlı padişahı yeni yasalar, hükümler koydu. Ullu Allah’ın, cehennemliklere vereceği azap Kur’an’da var. Ama din adına, kendi atadığı bir insandan fetva alarak, yeni yasalar koymak hangi şeriatta var? Yani Kur’an’da var mı? Fatih‘in göz oymak, karın deşmek, kafa koparmak için yaptığı yasaya şeyhülislâm yani din ulusu Kur’an adına fetva veriyor; oluyor bunu adı şeriat. Tahtına oturmadan önce çoğu kundakta 19 kardeşini öldüren için verilen fetvaya da şeriat diyeceğiz öyle mi? Bursa’nın Yunanlılarca işgalinin haftasında, Yunanlılara bir şükran mektubu yazılıyor, “Türklere ve Müslümanlara çok güzel davrandıkları için.” Geçen Ramazan’daki dizi yazılarımda söz etmiştim. Hainlerin yazdığı bu mektubun ilk imzası kimin biliyor musunuz? Şeriat adına müftünün.
Dinsel ve kulluk görevlerimizde hangimiz eksikli değiliz ki!
Refah Partisi, çekinmeden din açısından bazı önerilerde bulunabilir, gerekeni destekleriz de. Ama padişahlar ve din adamlarınca yüzlerce yıl, Kur’an dikkate alınmadan verilen fetvaların adını “şeriat” yapıp onu Kur’an’la karıştırmak ve aldığı özgür nefesi kendisine sağlayan Mustafa Kemal‘i “şeriat” perdesi altında din düşmanı göstermek, günah ve iftira olmuyor mu?
Buyurun, yazımızı, Tanrı ermişliğine ulaşmış Yunus‘un bir beytiyle bitirelim ve herbirimizde, Allah ruhunun var olduğunu, bu nedenle insan gönlünü kırmaktan daha büyük günah olamaycağını anlayalım.
“Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi elin, yüzün yumaz değil.”
Şardağ, R. (1994, Haziran 30). İslâm dini bizi ayırmaz ki…Milliyet, s. 18.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

