TRT Genel Müdürü’ne

Gönlüm kendisini selâmetleme arzusunu da taşımıyor. Hakkında üç yanlı soruşturma açılan TRT Genel Müdürü’nü, kişiliğimize dokunan bir konuşması nedeniyle üç-dört ay önce bu sütunlarda ayıplamıştık. Şardağ için önemli olan; TRT’nin yayınlarındaki dil yanlışlıkları, yeniliklerden yoksunluk, büyük sanatçılarına karşı vefasızlığı, elinde yılların deneyimli elemanları varken dışarıdan aracılar toplayıp birkaç kişiyi zengin etme yolsuzluğu idi. 

Kimseyi kırmadan da yanlışlara dokunulabileceğine inanmış bir yaradılıştaydık. Bir Emin Çölaşan evladımız gibi çok keskin ve yiğit kaleme de sahip değildik. Hem “minik kuş”, onu bırakıp da seksenine merdiven dayamış beni mi bulacaktı?

Neden Bu Kadar Duyarlıklıydım

TRT konusuna neden bu kadar duyarlıklıydım? Gözümü; Üsküdarlı Kemani Ziya Bey‘in, Kadıköylü Tanburi Fuat Bey‘in zaman zaman da bunlara katılarak omuz veren besteci Lem’i Atlı‘nın yanıbaşlarında açarak yetiştim. Babadan doğu dilleri ve divan edebiyatının temel bilgileriyle yetişirken musiki ayrı besinim oldu. Edebiyat hocalığı Alman profesör Kuhunbuh‘un ve rahmetli Tahsin Banguoğlu‘nun fonetik asistanlığı, musiki dağarcığımı yeni bir fonetik kompozisyona ulaştırmıştı. 1940’lı yıllarda, Ankara Radyosu’nun sunucularına diksiyon dersleri vermiş, radyolara ayak basmıştım. İlk kez bütün Türkiye’ye yayın yapan İzmir Radyosu’nun belediye adına müdürlüğünü de yaptım. 

Günün Birinde

İzmir Belediye Başkan Yardımcısı’ydım. Ortadoğu Amme İdaresi’nde mastırımı yaparken, birbirine giren Ankara Radyosu’nun müzik program hizmetlerinin başına geçirildim; verilecek ücreti de kabul etmeyerek. 

Neden yazıyorum bunları? “Senin TRT’yle ne ilgin var be kardeşim” demek isteyenleri, soru zahmetine sokmamak için. Çünkü bu aziz kuruluşun gelmiş geçmiş müdürleriyle, yurdumun gözbebeği sanatçılarıyla, o cefacı yapımcıları, kameramanları, programcıları, ışıkçıları, denetçileri, çoğu acele davranıp, bizi geride bırakan rahmete kavuşmuş unutulmaz müdür ve sanatçalırıyla yaşadığımız anılar hâlâ dipdiri. Bu kuruluşta işlenen kusurları izlerim. “Özel televizyonlar değil, yurduma asıl yön verecek TRT’dir” diye düşünürüm ve onun eksikli olmamasını isterim. 

Tayfun Bey’e Gelince

Sevgili Çölaşan‘ın yazdığı o, kırk beş milyon gündelikli iki vatandaş, nasıl onun yüreğine batmadan göreve başlatılır? “Efendim hükümet atadı.” Başbakan’a uygun bir dille anlatılamaz mıydı? Aman Allah’ım, birlikte onurlandığımız bir Meclis’te, sık sık kürsüye çıkıp Özal ve ailesine veryansın edenin günün birinde Semra Hanım‘ın bülbülü kesildi diye bir akradaşıyla, televizyonda nasıl, hangi güçle, daha doğrusu güçsüzlükle Türkiye’nin yorum bülbülü olabildiler? Şardağ bu satırları yazarken üzüntü duyuyor. O iki arkadaşta da ah, böylesi rahatlık olmasaydı! TRT’de Tayfun Bey zamanında bazı güzel şeyler de olmadı değil. Ama o çirkinlikler? Kendisine yapılan eleştirileri gerçekçi bir gözle süzemeyişler? Kerim Aydın Bey zamanında benden istenen bir “Anılar Anılar” porgramı vardı. Habersizce saatini gece 12’ye atmış. Aradım, telefona çıkmadı. Telgrafla programımı kaldırdım. Milliyet’te bazı çirkinliklere dokundum. 25 dakikalık programım bir saate çıkarıldı; reddettim, sonra telefonla görüştük. Rahatsızlığım girdi araya. Bugüne kadar yapılan yanlışların hiçbiri düzelmedi. Bir teki, Çölaşan‘ın üzerine bastığı ayıplı program kaldırıldı. Ben TRT’de çirkinliklerin kaldırılmasından yanayım. Kuruluş günü olur. Emektar, büyük sanatçılardan hiçbiri yok. Sadece Nükhet Duru ve erkesi bir karar perdesi: Yassah! Beste nerede, tavır nerede? Bazı TRT’cilere ders verdim. Ama hâlâ bir İran kentinin adı olan “Nişâburek” makamı bu kuruluşta, “î, â, û” heceleri kısaltılarak okunmakta devam ediyor. 

Güzelim İstanbul söyleyişinde bir “rüzgar” sözcüğü var. Aslı Farsça. İki anlamlı. Zaman anlamına da geliyor. Osmanlı şairleri, 19. yüzlıya kadar böyle kullanmışlar. Zamanla esinti anlamı kalmış ve sözcük de rüzgar olmuş. Ne ki “ruzgar” sürüp gidiyor TRT’de. 

Bazılarına Pompalanan Paralar

Benim yandığım bu! Hadi, Semra Hanım baskılı iki sabah bülbülünün işine son verildi. 1,5 milyar ödenen “Bir Başka Gece” ye ne diyelim? Benim sunucularımı, benim arşivden çıkarılmış şarkılarımı, solistlerimi kullan. Onlara da bir şey ödeme! TRT’nin, böyle bir program oluşturacak elamanları, öz ve güçlü çocukları yok mu? “Reklam getiriyorlarmış” TRT’ciler yapsa, daha nitelikli, daha reklamlı olmaz mı? Dışarıdan yapılıyormuş gibi gösterilen bu topluluğun, yapımsız yapıcısına 1,5 milyarı toka et! Tayfun Bey‘e bunu daha önce de yazdım; ilgi göstermedi. Ayıptır efendim! TRT kendi çocuklarına güvenecekse önce onları koruyacak. Sayın Tayfun Bey‘in kuruluşa hadi saygısı yok. Ama işte onun zamanında bazı güzellikler de sergilendi. Bunları, o saygı duymadıkları yapmadı mı?

Kutlu Payaslı Nereden Çıktı

İşte TRT’nin öz be öz evladı Kutlu Payaslı yönetimindeki “Gönül Bahçesinden Nağmeler” programı! Neresinden baksanız incelik, vefa ve güzellik bahçesi! Bütün radyolardan oluşmuş koro! Vefanın güzelliğine bakın! Musikimizin, her dönemindeki eserlerin inceliğini kavramış bir yönetici ve de sevimli, ipek sesiyle bir sunucu! Ya o pırıl pırıl sesler!. Bu programı yöneten, renkleyen, ışıklayan, tüm düzeni denetleyen, allayan pullayan TRT’nin öz evlatları değil mi? Besteleri güzel, yönetimi güzel Ziya Taşkent topluluğu da ayrı bir sanat cümbüşü!.. TRT’nin bir çirkinliği de işte bu güzel, yetenekli çocuklarını doğru dürüst doyuramazken onların işini dışarıdan gelenlere yaptırmak! Siz, oradan buradan derlediğiniz insanlara, “Buyurun TRT’ye” deyip, nasıl program yaptırırsınız? Diyelim, burası tapu dairesi! Dışarıdan adam topluyorsunuz. Deyelim ki bunların hepsi dahi. Ama tapuda göreli değiller. “Gelin tapunun şu işlerini siz yapın ve yüz kat, bin kat papelleri cebinize atın” diyebilir misiniz? Hangi devlet yönetimide bu keyfi, kanunsuz davranışlar olur: “Efendim, TRT bazı hallerde dışarıya program yaptırabilir”. O haller “Bir Başka Gece” midir? TRT’de aparılan malla, TRT’ye satılan mıdır?

Sabah, saat sekizde iki belirsizi çıkarıp, siyasetteki TRT yansızlığını da bozarak konuşturmak mıdır? Eğer o saati doldurmak istiyorsanız, akşamları konuşturduğunuz sevgili İsmet Sezgin‘in kızı gibi elinizde nice güzel diksiyonlu, kültürlü, rahat konuşan sunucular var. 

Sayın Tayfun,

Ben hâlâ aynı görüşteyim. Eğer dekanlığınızdan dönmek istemiyorsanız, hikmetinden sual olunmaz -İstanbul’daki dekan yardımcısı hanım kızımızı hemen asıl görevine yollayın. Bunu neden istiyorum? TRT’nin üst ve alt görevlilerine inandığınızı kanıtlamanız için ve de fuzuli işgallere gerek olmadığı için. Bilgisinden faydalanmak istiyorsanız zaman zaman konuşmalar yaptırın efendim!

Hakkınızda soruşturma açılmış. Bu konularda konuşamam. Yüksek Denetleme Kurulu’na, başında aziz dostum Baransel‘in bulunduğu yansız kurula saygım var. 

Siz beni dinleyin! Öfkenizi görevlilerden almayın. Hırçın görüntüsü vermeyin. Yanlış izlenimler yaratmayın! Yaptırım emirlerini beklemeden bunları kediniz yapın! Hele hele, öfke küpüne binerek görevleri her devirde yansız idarecilik olan yardımcılarınızı, bazı görevlileri savurup atmayın. Ve lütfen bana da kırılmayın. Gönül incitmek meşrebime sığmaz ve bana üzüntü veriyor. Eğrileri düzeltin. Eleştirileri dikkate alın. Vicdanınız doğru diyorsa hemen yerine getirin. Bizim hiç kimseden beklediğimiz yok. Partilere bağlılığımız yok. İnsanları kırmaya da gönlümüz razı değil. 

Hakkı söylüyoruz. Yanlış anlaşılmayalım!


Şardağ, R. (1994, Temmuz 7). TRT Genel Müdürü’ne. Milliyet, s. 20.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın