
Ben sevgili Pulur‘un, günlük olayları süzüp süzüp içinden, unutulmaz çeşnide dersler çıkarışını çok eski yıllardan tanırım ve severim. Naçiz şahsım ve eserlerim hakkında yazdığı birkaç güzel yazı, gönlümün en saygınlıklı köşesindedir. Geçen pazarki yazısında, Sayın Hıfzı Topuz‘un Paris anılarını içerik kitabına aldığı anıları bize iletirken Nazım Hikmet hakkındaki bölüm, bende de bazı anıları uyandırdı. Pulur, açıklamalarına girmeden, Nazım Hikmet’in şairliğini inkar edenleri, Fransa’dan yedikleri bir tokatla uyarıp geçmiş.
Benim Anılarım Da
Bizde “Nazım Hikmet” deyince iki tür değerlendiriciler çıkar ortaya. Şairin Komünist olduğunu görüp biraz da günün modasına uyanlar ve bir zamanlar, onu, siyasetteki anlayışıyla gökyüzüne çıkaranlar.
Ya da onda yüce bir ozanlığın sergilendiğini görüp sanat üstünlüğünü alkışlayanlar. Bunlar, “Trum tikitak makinalaşmak istiyorum..” diyerek, dikkatleri kendine çeken şairin yazdığı eğlence türü boş laflara önem vermez, ondaki değerine ölçü bulunmaz şiirleri alkışlarlar. Nazım‘ın, üstün sanat şiirlerini beğenenlere, geçmişte kuşkuyla bakılmaktaydı. Nitekim onun, bazı güzel şiirlerini birkaç yerde okuduğumuz için polis, beni ve günahsız iki arkadaşımı bir gece Emniyet Müdürlüğü’nde konuk etmişti. Asıl suçlular bulununca da özür dileyerek okulumuza göndermişlerdi. O günlerde dilimden düşmeyen şiirini anımsamaya çalışıyorum.
Nazım genç; sık sık hapse atılıyor. Bir genç kızla da birbirlerine vurgunlar!. Kıza anlatmak istiyor, “bana bağlanma, benim yolumun sonu yok” diye. Ama o, bekleyeceğinden, Nazım‘a olan aşkından güvenli. İşte Allahlı Şardağ, “Allah”sız olduğunu söyleyen şairin bu şiirini yeniden anımsatmak istiyor, onun din görüşüyle değil, sanatı ile ilgileniyor. Mehmet Âkif‘in, Arif Nihat Asya‘nınkiler gibi.
“O, mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi
Kadının hayali, minnacık bir evdi;
Bahçesinde ebrulu hanımeli açan bir ev.
***
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin;
Yapamazdı yapısını,
Çalamazdı kapısını,
Bahçesinde ebruli hanımeli açan evin.”
***
“O, mavi gözlü bir devdi.
Miniminnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın.
Yoruldu devin büyük yolunda
Ve elveda deyip mavi gözlü deve,
Girdi zengin bir cücenin kolunda,
Bahçesinde ebruli hanımeli açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz,
Bahçesinde ebruli hanımeli açan ev!”
İran’dayım
İsfehan, Şiraz, Nişabur, Rast, Hemedan kentlerini dolaştıktan sonra Tahran’a dönüyorum. Tahran radyosunun bir programı var. Ne zaman Fars edebiyatıyla ilgili bir konukları gelse, televizyonda, canlı yayınlanan bir programa çıkarıyorlar. Programı yöneten, geçen yıla kadar hayatta olduğunu duyduğum seksen yaşındaki edebiyat Profesörü Muhit-e Teba Tebai idi.
Davetliler karşısında, oradan buradan gezip gördüğüm yerlerden, Hafız‘dan, Sa’di‘den, Farsça sorular soruyor, ben de yanıtlıyordum. (Bilmiyorum, bu sütunumda daha öncelerin yayınladım mı? Eğer yayınlanmışsa okurlarımdan özür diliyorum). Hoca, birden hiç beklemediğim bir soru yönetti:
“-Sayın Şardağ, sizin, Nazım Hikmet’ten büyük şairiniz var mı?”
Hıfzı Topuz‘un kitabından alıntı yapan sayın Pulur‘un verdiği Paris örneği gibi ben de önce ürktüm. Sabahattin Ali‘nin sınırda sopalarla öldürüldüğü, Nazım Hikmet‘in şiirlerine değer vermenin hainlik, komünistlik sayıdığı günlerdeydik. Zaman kazanmak için anlayamadığımı, bir kez daha yinelemesini hocadan rica ettim.
Ve sonra dedim ki:
“Siyaset anlayışının bütünüyle kaşısındayım. Ne ki şair olarak yalnız bizim değil, dünyanın da büyük bir ozanı. Ama bizim Yahya Kemal‘imiz, Orhan Veli, Ahmed Muhip, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi, Arif Nihad Asya, Feyzi Halıcı, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi daha pek çok büyük ozanımız var.”
Çay Bahçesinde Aldığım Ders
Akşam, Teba Tebai dostumla çay içiyoruz, bir kır bahçesinde. Hoca, taşı gediğine oturtuyor ve bana dersini de vermiş oluyor:
“Sayın Şardağ, benim Nazım‘la ilgili sorum karşısında neden bir an için karasızlık geçirdiniz? Siz de iyi biliyorsunuz ki ben, Allah yolundan geliyorum; Nazım Hikmet Allah’sız. Ben Hafız kuşağının devamıyım. Ama onun Farsçaya çevrilen Kurtuluş Savaşı Destanı’nı okudum. Hapishaneden karısına yazdığı şiirleri okudum. Bir gün ben de bir hapishaneye düşsem, karıma hangi duygularla seslenirsem Nazım Hikmet’te o seslenişi buldum. Sayın Şardağ, şiirde bir yükseliş noktası vardır. Bir şair oraya ulaşmışsa dinine, siyasetine, milletine, partisine bakmadan külâhımı çıkarırım.”
Oldukça ezilmiştim. Sevgili Pulur‘un o tatlı kalemiyle yazdığı pazar yazısını okurken bu anım bir kez daha canlandı. Bilme, İranlı Teba Tebai hocanın sözleri, bazı şairlerimizle bazı şiir eleştirmenler için de bir ders olabilecek mi?
Şardağ, R. (1994, Temmuz 21). Hasan Pulur Anımsatınca. Milliyet, s. 16.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

