O kadar karamsar olmayın

Biz Türkler, Ortaasya’da birçok pisliklerden uzaktık. Batıyı salt edebiyat açısından inceleyenlerin, günlük fıkralarında, Asya’yı ve Türkleri köylülük, ilkellik ve çirkinliklerle suçlaması gülünçtür. Tarihçi Gibon‘u, “Decadanse et chute de l’empire Romaine” adlı eserinin 2. cildi, 632. sayfasında izleyin: (Roma İmparatorluğu’nun çöküşü).

“Asya bu sırada nurlar içindeyken Avrupa’yı derin bir barbarlığın karanlığı örtüyordu.”

Evet, pislik Avrupa’da ve bunu en beteri de Bizans’taydı; biraz da İran saraylarında. 

Kendilerinden önce Moğol zulmünden kaçıp Anadolu’nun bir bölümüne yerleşen Selçukluların İmparatoru Alparslan ölünce, Konya Sultanı Süleyman, Bizanslıların topraklarını ele geçirip yerleşir. Bizim içimize, veba mikrobu o zamandan yavaş yavaş sinmeye başlar. 

Derken Efendim

Bizanslıların yaşadığı Antakya, Şam, Halep, Trabzon, Selçuk beylerinin eline geçer. Kimler yok ki bu yörelerde? Bizans, Kürt, Çerkes, her soydan halklar.. Türk beylerinin en büyüğü Atabek‘ de Musul’da yerleşir mi?

Moğollar, Selçuk devletine son verince, Selçuk’tan kopan Türk beyleri Bizans’la içiçedir. Son atalarımız olan Osmanlılar da Selçuklularla kardeş. I. Osman, Orhan, Murat, Hatta Beyazıd zamanlarına kadar sürer, az çok temizliğimiz. Ne ki mikrop, Bizans mikrobu üremeye başlamıştır. Bugün ülkemizde rastladığımız çirkinliklerin en abartılarına o dönemlerde de bol bol rastlarız. 

Koskoca Osmanlı İmparatorluğu, özellikle Kanuni‘den sonra terörden hiç yakasını sıyıramamıştır ki!. Günümüzde bir hanım Başbakan çıkıyor, ordumuzun güçüne moral katarak terörün belini kırıyor. Ama hâlâ koruyanları var, terörün. Kürtler Müslüman ve de Sünni değil midir? Gör ki Apo; cami bombalıyor, imam öldürtüyor. Güneydoğu halkına karşı hatalıyız; tamam! Ama bu, kiralanmış sanısını veren bazı basın mensubu ve özel televizyon habercilerinin Apo’yu, kardeşini televizyonlara çıkarmasını gerektirir mi? “Yaşasın Apo” diye bağıran bazı milletvekillerini yüreklendirmeye kadar varır mı bu iş? Bu devletin yakasını yüzlerce yıl bırakmayıştır ki terör? Niye şaşıyorsunuz efendim, Osmanlı devletinde yirmiye yakın terörist gurubu vardı. Askerden, din adamından, dağ eşkiyasından, hamam tellağından, bazı komutanlardan oluşan ve hepsine birde Celâliler adı takılan terör, hap var olagelmiştir. 

Ya Rüşvet, Hırsızlık

Bugün benzeri olaylar karşısında şaşırıyoruz. Düşünün ki Osmanlı devletinde uygulanmayan, ya da tersi uygulanan şeriatın (!) var olmasına karşın millet malı yemek, hırsızlık, rüşvet o kadar yumuşak bi çukurdur ki padişahından sadr-ı âzâmına, vezirinden yeniçeri ağasına, sipahi ağalarına, şeyhülislâmdan komutanlarına kadar bu çukura düşmeyen kalmamıştır. 

“Yüzsüzler” diye diye bir türlü açıklayamadığımız vergi rezillerini türlü haramzedeleri hiç olmazsa Osmanlı tarihçileri rahatça sergilemişlerdi. 

Bakın Koçu Bey Risalesi’ne! Günümüz Türkçesine aktardığımız haliyle okuyun lütfen:

“Asker maaşı alanlar ziyade olup kul ziyade oldukça harcama çoğalmış; harcama çoğalınca yoksul halka saldırılar çoğalmış, alim (buradiki anlamı memleket) harap olmuştur.”

Osmanlı tarihinde teröristin çeşidini mi sorarsın? Bir dağlar eşkiyası da Hacı Manav‘dır. Herif hacıdır. Plevne ilçesini topa tutup ele geçiriyor. Arkadaşları ona binbaşı rütbesi veriyor. 

Mafya Bir Şey Mi

Rahmetli Özal‘ın getirdiği devrimlerden biri de neydi? Silah özgürlüğü!. Bugünün öğrencilerinde silah, okuyucu hanım ve beylerde silah! Ve bir birilerini öldüren mafya medya mensupları şaşkınlığımıza neden oluyor. 

Aman efendim bunlar da bir şey mi? Osmanlı tarihleri ne meslekler bildirir, ne meslekler!.

IV. Murad, bağdat fethine çıkarken eşrafın her türünü geçit resminde görmek ister. Kimler vardır bu esnafın içinde! Evliya Çelebi‘nin saptamasına göre gözleriniz fal taşı gibi açılacak: “Bu geçide ise yankesiciler, hırsızlar, Osmanlı tarihinin en büyük celladı Kara Ali de giriyor.”

Kara Ali‘yi şöyle tanımlıyor Evliya Çelebi:

“Bazularını sıvamış, kılıcını kemerine bağlamış, işkence edici, boğarak öldürücü aletlerini, kemerbendliğine asmıştı. İşkence aleti olan kelpedan (kelpeten), burgu, çivi, yaka yırtacak ve deri yücecek tentıraş yuladkası, türlü türlü zehirli aletler, el ve ayak kırmaya özgü baltaları iki yanına takıştırmış..”

Evliya Çelebi şöyle bağlar:

“Neüzübillah! (Allaha sığınırım) hiçbirinin yüzünde nur kalmamış adamlar! Pezevenkler, büyücüler, ölü yıkayıcılar, kör, çıplak, sağır, ayaksız sürünen dilenciler de var.”

Yani bizim, eli tabancalılarımız bu kadar korkunç değil elbet! Ne olmuş yani! Hükümetin bir bakın aşka gelip havaya silah çekti diye yer yerinden oynadı!

Ne Zaman Türk’e Karşı Değillerdi Ki

İşte Rus!. Boğaz’da yaşayanları kaç kez toplu ölüm faciasıyla başbaşa bırakan olaylardan sonra Türk’ün uygulayacağı yeni Boğazlar statüsüne karşı çıkıyor. Yunan karşı çıkıyor. Amerika gözünün bir tanesiyle bize sırıtıyor; ötekisiyle Avrupa’ya işaret veriyor. Ne zaman bize karşı birlik içinde olmadılar ki! Bir hanım Başbakanımız var, kusurlu yanlarına karşın halk, ötekilerden farklı olarak tutuyor. Yunan megalo edepsizliğine karşı “hemen adalara çıkarım” haberi manşetlere geçince karşı tarafta tık bile çıkmadı. 

Bir şehid değil, üçüncü şehidimizi veriyoruz. Özür dilemek yok. Olaya polisin el koyuşu, iş işten geçtikten sonra. Bazı gazeteleri, öteki öldürülecek diplomatlarımızı hedef gösterici çığırtkanlık yapıyor. Kesin, şu Grek bozuntusuyla siyasal münasebetleri! “Efendim, dünyaya karşı yalnız kalmayalım” mı dediniz? Zati öyle değil miyiz? Osmanlı atalarımızın karşısında da bütün bir dünya yok muydu? Türk’ü ve dünyayı iyi tanıyalım!


Şardağ, R. (1994, Temmuz 28). O kadar karamsar olmayın. Milliyet, s. 18.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın