
Evet, Hayriye Hanım’ı size anlatmaya çalışayım. Yakın dostumuz Hayriye Sakman Hanımefendi, beni beş yaş aşkın, seksenikisine ulaşmıştır. İstanbul’un imbikten geçmiş saray eğitimi, konuşmalarına, tüm davranılarına tatlı mı tatlı bir incelik halinde sinmiş bulunuyor. Eşini kaybedişi üzerinden yıllar geçmiş, evceğinde tek başına yaşar olmuştur. Vücudunun her organından zaman zaman hissettiği sızılarını gizler. Onun tatlı dili başkalarının dert ve çile yumaklarını çözmeye doğru, pek tatlı bir yaklaşım içinde görünür:
“Nasılsın yavrum?”, “İyi misin evladım?”, “Allah iyilikler versin kızım”, “Allah razı olsun çocuğum”, “Allah’a emanet olun yavrularım.”
Bu yakın dostumuzun, bunca sorunlarına, evceğinde yapayalnız yaşamasına değinen tek bir sızıltısını duyamazsınız. Halbuki onun da gözleri artık karanlıklardadır, ayak ve belceğizi sızlamaktadır.
Bir Eshot Şoförü
Bir gün Hayriye Hanımefendi, evine gitmek üzere bizden ayrılır. Durak, kapımızın önündedir. Kendisinin, İzmir Belediyesi’nce belli yaşa gelmiş kimselere verilen ücretsiz seyahat edebilmeyi sağlayan kartı da var.
Hayriye Hanım otobüsün kapısına tam yaklaştığında kapıyı kapamak üzere olan şoföre seslenir:
“-Evladım, açar mısın? Yavrum lütfen!”
Şoför, bakar ve sonra otubüsü sürer. Geçenlerde eski İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak‘ı da bir Eshot şoförü, ücretsiz binme kartını göstermedi diye, “Atma! Sen Alyanak değilsin” diye otobüsten indirir.
Neden
Neden, nedendir bu! İnsan, aslında ne yüce bir yaratık. Onu incitemeyiz ki! Allah, ruhumuzda en yüce bir makam içinde yaşamakta. İnsanı kırmak, Allah’ı incitmez mi?
Tafra satmak! Ne şoföre yakışır, ne bakana.
Koca Yunus‘a bakın: “Padişah olursam il benim değil-Sahibi olursam kul benim değil!” deyiveriyor. Ve o yüceler yücesi, Nisa Sûresinin 86. Âyetinde ne güzel buyurur:
“Size bir selam verildiği zaman siz ondan daha iyisiyle selam verin.”
Bir Akşam Harbiye’de
Bir akşamüstü, Harbiye Orduevi’ne dönüyordum. Vali Konağı’ndan aşağı inerken çok yaşlı, temiz yüzlü , mahzun bir kadın, bir apartmanın kapısına oturmuş, durgun gözlerle dinleniyor. Yüzüne dikkatle baktım: “Nasılsın anneciğim? Hasta mısın? Bir derdin mi var?” diye gönlünü almak istedim.
Temiz bir İstanbul Türkçesiyle, “Evet evladım” dedi. Ayrılamıyordum yanından. Yardım gereksinimi var kuşkusundaydım.
“- Anneciğim, nerede oturuyorsun?”
“- Rami’de yavrum.”
“- Rami nerede, Vali Konağı Caddesi nerede? Bu saatten sonra nasıl gideceksin? Hava karardı.”
“-Geldim, bizim Ahmet beyler var, ona uğramıştım, biraz yardım eder de.”
“-Ben sana taksi tutayım, geç kalma!”
“- Ama, ben seni tanımıyorum ki yavrum!”
“-Beni bir Müslüman kardeşin olarak kabul etmez misin?”
Bu konuşmadan sonra onu taksiye bindiriyorum. Gereken yardımı yapıyorum, ama gece, Harbiye Orduevi’nde onun için ağlıyorum. Allah’ın güzelim sosyal adalet düzenine uyulsa, bunlara tanık olunmaz ki!
Yine Hayriye Hanım’a Dönüyorum
Yine bir gece bir komşusundan ayrılıp evine dönüyor Hayriye Hanım. Otobüse binecek, ama şoför kapıyı kapatıp arabayı sürmüşken hemen durduruyor otobüsü ve seksenikilik o saygıdeğer hanımefendinin zorlandığını görünce de elinden tutup içeri alıyor.
“- Gel, anneceğim”, önde oturan bir gence rica ederek kaldırıyor ve Hayriye hanımı oturtuyor.
“- Allah razı olsun yavrum, Allah evlatlarına, eşine bağışlasın!”
Derken efendim sevgili Hayriye Hanım, sekseniki yaşındaki sıkıntılarını, tatlı yüzü ile örterek, o acılarla yalnız yaşamanın üzgüleriyle dolu yaşamını silip geçerek otobüs halkına da gülücükler dağıtarak, şoföre dualarını yineliyor. Birdenbire kalkıyor.
“-Oğlum, güzel evladım, geldim. Bu durakta ineyim.”
Şoför arabayı durdurunca Hayriye Hanım anlıyor ki atlamış. Bir durak önce iner duruma gelmiş.
“- Yavrum” diyor, “Seni yordum, evim bir durak ötede. Ama ben kendim giderim. Sana zahmet olmasın!”
İnsanlığın bu kadarı da var
Otobüs şoförü, Hayriye Hanımefendiyi yeniden yerine oturtuyor ve “- Anneciğim” diyor, “Sen hiç üzülme. Bir durak sonra indiririm, hatta bana tarif et, evinin hizasında indireyim.”
Öyle de yapıyor.
Hayriye Hanımefendi’nin şoförün kendisi, ailesi, çocukları için duaları geceyi nurlandıran ışıklar halinde dalga dalga yayılıyor:
“- Allah razı olsun yavrum! Tuttuğun altın olsun yavrum! Allah seni evlatlarına, eşine bağışlasın evladım!”.
Şardağ, R. (1994, Ağustos 11). Hayriye Hanımefendi ve İzmir’de iki otobüs şoförü. Milliyet, s. 16.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

