Sivas cinayeti, Alevîler ve Aziz Nesin

Türkiyemizin Anadolu’ya yerleşmesine ruh ve mana katan Hacı Bektaş Veli ve bazı İslâm ulularıdır. Sünni – Alevî ayrımı gülünçtür. Hristiyan ve Mûsevîlere türlü mezheplere kucak açan bu devlette Alevî düşmanlığı yaratmak gülünçtür. Madımak Oteli cinayeti bir faciadır. Bu yıl, bu utançlı tabloyu hafifletmek için Hacı Bektaş’a giden ilk Cumhurbaşkanı Demirel’in göstermek istediği birlik tablosu anlamlıdır. Sivas cinayetlerinden başlayarak Allahlı, Sünniliğin ta içinde bulunan Alevîlik ve Aziz Nesin’le ilgili ilk ve son bir dertleşmeye giriyorum.

Aziz Nesin ve sınıf arkadaşım Rıfat Ilgaz, büyük güldürü ustalarıdır ve beğendiğim yazarlardır. Mizah görünümü altında dedeyle torunu güldürüp düşündürmede büyük ustalardır.

Bu konuya niçin girdim?

Sayın Nesin, son bir iki yıldır sizin durup durup ben “Allah’a inanmıyorum” demeniz, İstanbul Müftülüğü’ne “Benim için Allah’a inanmayanlara özgü bir mezarlık düşünüyor musunuz?” diye telefon edişiniz yurt içinde bir sevgisizlik yaratıyor. Yanlış anlaşılmasın; benim bu konudaki tavrım, Türk dilini mahvedenlere duyduğum üzüntü kadar bile değil.

Gerçi ara sıra Atatürk, Cemalettin Kaplan kadar bile Müslümanlığa hizmet etmemiştir” gibi anlamsız sözleriniz de oluyor. Bunun üzerinde de durmadım. Çok su götürür laf. Atatürk, TBMM’yi dualarla ve Kur’an üzerine yemin ettirerek açtırırdı. Atatürkçülüğü ve laikliği İslâm dışıymış gibi yorumlayan dincileri de, laikleri de anlayamıyorum. 

Sivas yollarında…

Ne büyük kentimiz! Pir Sultan Abdal’ları, Aşık Veysel’leri, daha pek çok halk ve divan ozanlarını bağrından çıkarmış bir kentimiz; Sivas! Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nda, ulusal egemenlik borusunu öttürdüğü kentimiz!

Eski Kültür Bakanı Sayın Sağlar, Pir Sultan Abdal için anı gecesi düzenleyenlere bir sanat hareketi olarak destek vermiş. Çağrılılar arasında değerli halk ozanları var, siz de varsınız?

Sayın Nesin!

Hemen söyleyeyim ki sizleri aynı otelde öldürmek isteyenler Kur’an’la ters düşen, çoğu yanlış yolda, şimdi de suçlu ve sanık sandalyesindeler. Yargılama başlamış. Adalet, cinayetin işlendiği kentte görevini yapabilme güvenliliğinde değil. Kent kent dolaşıyor. Her yargılama sırasında da sanıkların ve avukatların avazlarından yargı günü geriye atılıyor. Henüz dava başlangıcında debelenirken Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı’nın “Bütün bu cinayetlerin nedeni Aziz Nesin’in tahriki” demesini yasadışı ve çirkin bulurum. 

Benim de sorularım var

Sayın yazar! Allah’a inanmak inanmamakta kimse size zor kullanmazken sizin durmadan bunu yinelemenizde ne gerek var? Dünya kurulalı beri tekli, çiftli, sürü sürü tanrı hayal edip tapanlar döneminde bile O vardı. Bu yalancı dönemde de bizim bilmediğimiz elçilerini gönderdi. Siz, bütün dünya bilgilerinin ortaklaşa “ümmi” dediği Hz. Muhammed’in Kur’an’ı kendi kendine yazdığını nasıl düşünebilirsiniz?

Kutsal Kitap’ta yinelemeler var. Firavun’la Hz. Musa’nın konuşmaları tazelenir. Hz. Muhammed kültürlü olsaydı aynı konunun birini çizemez miydi? Ona ulu sesini, ya doğrudan doğruya, ya Cebrail melek aracılığı ile duyuran Allah’tır, bu yinelemeler benzeri olaylar, Hz. Muhammed’in gözleri önüne getirilmek istendiği zamanlarda vahyeden o yüce kudretindir.

Siz asla baskı yapmak istemem. Çünkü ulu Allah, bu zor kullanma hakkını peygamberlerimize bile vermemiştir. Yohanna, Lukas, Matta İncillerinden, Hz. İsa’nın bildirisini, sesini duyurur: “Sen bana kafir olduğumu söylersen, ben sana bir şey yapamam ki! Ben ceza vermeye yetkili değilim ki!”

Buna karşı Hristiyanlar, Müslüman, Yahudi etlerini yiyerek şarkı bestelemişlerse, bu, din adamlarının pisliğinden gelir.

Hz. Muhammed’in, Kur’an’da Allah’tan bize ilettiği âyetlerin özü de şu: “Ya Muhammed! Sen sadece Kur’an’la öğüt ver. Dinde zor yoktur. İnanan inanır, inanmayan inanmaz.”

Ama bir şey dikkatimi çekiyor; insan birisini sevmese, sokakta, evde, basında durmadan “Ben onu sevmiyorum der mi?

Çekirdekte Allah…

Amerika’da, sanırım beş-on yıl önce büyük bir bilgin grubu, kayısının altın sarısı rengine sinen maddelerin kimyasal oluşumuna eğildi. Ardından, içindeki çekirdeğin dış kabuğuna, kahve rengine sinmiş kimyasal maddeye indiklerinde bu iki maddenin iç içe barınışını olanaksız buldular. Kabuğun kırılıp onun da içinde çıkan çekirdeğin açık sarımtırak kabuğu altından ışıyan süt beyaz çekirdeğin kimyasal çözümüne ulaşınca ilk yaptıkları şey bilimin açıklayamayacağı bir duraksama oldu; iç içe yaşaması olanaksız bulunan bu maddeler, onları Allah’a ulaştırdılar.

Sayın Aziz Nesin,

Allah’ı kanıtlama her zaman mümkün. Ama yokluğunu kanıtlamayı bir gün düşündünüz mü? Romancılığın dev adı, yüce romancı Allah’sız Tolstoy’a son nefesini vereceği sıralarda, “Allah’ım bana iman ver” deyişini anımsıyorum. İşte hoşgörüsü sonsuz olan O büyük kudretin tek hoşgörüsüzlüğü, bu son nefesteki iman isteğidir. Diyelim ki, siz o an için bile buna “hayır” diyecek misiniz? İnsanların buna kızıp Pir Sultan Abdal gecesinin katillerini öldürmeleri önce O ulu kuvvetin bağışlayacağı şey değildir.

O grupta ne işiniz vardı?

Pir Sultan Abdal üzerinde duralım. Önce Pir’dir. Pir alanının en büyüğüdür, adıyla sanıyla Sultan’dır. Bir de Abdal’dır efendim; Tanrı şaşkındır. Bu bir nihilist toplantı olmadığına göre bizim büyük güldürü ustamız, bu daveti ne diye kabul etti. “Allahsız”lık kimliğiyle Allahlı yola çıkılır mı?

Alevîlik yakıştırması…

Kaç kez yazdık. Türkiye’de “Alevî” diye ortaya bir siyasal kavga zemini açanlar, Alevîler değildir ki! Şu Osmanlı tarihini özümseyin: Hacı Bektaş Veli ilk Osmanlı atasının gözünde, başlara tac olan insan! Yeniçeri ordusu halifelerin kahramanı, kahraman Ali’nin “Pençesindeki Şemşir aşkına” dünyayı bir uçtan bir uca kuşattı. Bütün Osmanlı şairleri, şair sultanları divanlarında haksızlığa uğrayan Hz. Ali için ve Müslüman Arapların, Peygamber soyuna yaptıkları alçaklıklara “reddiye” olmak üzere Kerbela kurbanı Hz. Hüseyin’le, zehirlenen Şeri Hasan için “mersiyye”ler yazmış, ağıtlar yakmışlardır. Ya bir de sondan bir önceki Osmanlı Şeyhülislâm’ı Musa Kazım Bey’i bir daha anımsayalım:

“Düştü Hüseyin, atından, çü deşt-i Kerbela’ya;
Cibril! Var, haber ver, Cenab-ı Kibriya’ya.”*

Bu topraklarda çocuğunun adını Muaviye, Yezid koyan tek Müslüman var mı? Sade Pir Sultan mı, Hüseyin diye feryad eden? Başta Yunus, Ali ve evlatlarına yanmayan hak ozanı mı?

Sayın Aziz Nesin,

Ucu Allah’a dayanan bir toplantı düzenlenmiş. Oraya gelen davetlileri öldürmeye yeltenenler vebal altında.

Peki, siz Allah’lı bir toplantıya Allah abdalı Ali tutkunu bir Pir’in toplantısına “Ben Allah’sızım” bayrağını savura savura nasıl gidebildiniz; merak ediyorum. Biz de biraz hukuk okuduk. Savcının, adaleti koruyucunun, yargılama safhası bile yokken elinde borazan, “yargıç”laşması, kanı belirtmesi yanlış. Ama gün aşırı, “Allah”sızlık bayrağını Allah’lı bir millete savurup durmanız doğru mu?

Bir vicdan muhasebesi yapamaz mısınız?

*:  Hz. Hüseyin, Kerbela çölünde atından düştü. Ey Cebrail melek, git haber ver ulu Allah’a.


Şardağ, R. (1994, Ağustos 25 ). Sivas CinÂyeti-Aleviler ve Aziz Nesin. Milliyet, s. 22.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın