Türkçeye ‘Güle Güle’ mi?

Merak etmiyor musunuz? Özel televizyonlar, devletin TRT’si güzelim Türkçeyi “kışkış” etme yarışında. Buna bazı yazarlarımız da katılmada. Düşünüyorum, dilimiz yetersiz mi? Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı “Türkçe Sözlük” neden bize kılavuzluk etmiyor? Çıkardıkları “Türk Dili” dergisinde pek çok yabancı dillerden alıp kullanılan sözcüklerin karşılıkları var. Tanınmış kalem adamı arkadaşlarımızın Türkçe yayınlanmış kitapları, kütüphanelerimizi doldurmada. Önce “basın”ı medyaladık. Televizyon, dünya çapında ortak bir sözcük, diyelim. Peki, bir yazar arkadaş sütun başlığına Tele-Kritik demiş.

SÖZCÜK ALIŞVERİŞİ

Kuşkusuz, birbirinden sözcük aparmamış dil yok, dünyada. Ama aslı varken ve de gereksinim yokken ve kendi dilindeki sözler sevilmiş, tutulmuşken gereksiz yere dilimizi horlamak hakkımız mı?

İkinci bir konu da kendi öz dilimizi kullanırken yapılan yanlışlar. Devletin yaptıkları yerine “icraat”ını mı kullanacağız? “İcraat” zati çoğul, bir daha çoğullaştırıyoruz: “İcraatlar”. “Vukuat”, “olaylar” demek. Al sana, “vukuatlar” böylesine her gün yüzlerce örnekle karşılaşıyoruz: “İnşaatlar”, “İfşaatlar” gibi. Türk dili, dünyanın en eskisi ve en zengini. Bunu, biz değil, alfabemizi, Yenisey ırmağı dolaylarında bulunan en eski alfabemizi okuyup ve Türkçe’nin, yüzyıllar önceki dilbilgisini de yazan Von Gabin kanıtlıyor. Başka uluslardan hiç sözcük almadık mı? Hem ne kadar çok. Ama İstanbul’da gülbeşeker olmuş söyleyişimize yakıştırarak, Farsçadan, Arapçadan, Ermeniceden, Fransızca, İtalyancadan nice sözcükler var ki, ses aygıtımıza, nice zevkimize, fonetiğimize yakıştırılmış durumda. Arapça “ceride”yi atıp Fransızcası olan “gazette”i “gazete”leştirdik. Farsça sert bir ağaç anlamındaki “abnoz”u abanoz yaptık. Bunun gibi, Arapların “baz”ını bazı, İtalyanca “ıskala”yı iskele, Farsça “Pustgal”ı portakal yapmışız. Yüzlerce örnek gösterebiliriz. Türkçe karşılığı olanları bir yana atmayalım. Tutunmuş olan sözcükleri değiştirmeye kalkmayalım, ama öztürkçe olanını da başka dillerden alınıp Türkçemize mal edinmiş olanları da doğru kullanalım.

TRT ÖRNEK

TRT bir örnek ve yol gösterici olmalı. Yazık ki bu kuruluşta altın gibi haber sunan, oturum yönetenler yanında hâlâ Hakkâri’nin ikinci “k”sını “ka”laştırarak okuyanlar var hâlâ Farsça zaman, anlamına gelen “rüzgar” ı, yarı Türkçe, yarı Farsça okuyanlar var. Zamanla “rüzgar” anlamı kazanan bu sözcük gibi, niceleri hatalı söylenmede.

EEE

Dinleyici, özel televizyonlarda açık oturuma çıkarılan bakan, profesör ve türlü dallarda ad yapmış konuşmacıların üç sözcükte bir “e”lemesine katlanamazken devlet televizyonlarında da önemli kişilerin, hatta bazı bakan ve milletvekillerinin, “bugün, e…. memleketin en büyük sorunu, e… dış politikamızın, e…” diye “ee”lemesi.. olur mu efendim, Batı’da birçok devlet adamının konuşmalarını, özel sunucular iletiyor okuyuculara..

YABANCI HAYRANLIĞI

Türk ulusu, insan olarak yabancı hayranlığı içindedir. Ama Batılılarda bu duygu yok. Biz, bir yabancı turist görsek, eğer dilini biliyorsak hemen yaklaşır, bir gereksinimi olup olmadığını sorarız.

Büyük kentlerimize, İstanbul’a ve ortanca kentlerimize bakın; tüm işyerlerinin adı, Amerika damgalı. Her akşam televizyonlardaki reklamları, gazetelerdeki üretim mallarının ilanlarını izliyorsunuz. Türkçesine rastlayanınız var mı? Gezgin, İstanbul’u başta, bazı büyük kentlerimizin ana caddelerini; ne göreceksiniz, hep yabancı adlar… Bunlar arasında bir sevgili sanatçımızın dilinden su gibi dökülen “duru, duru sabun; çok sabun” sözleri karanlıkları yırtan güneşin doğuşunu tattırıyor bizlere!

BAZI YANLIŞLAR

İstanbul ağzı, Türkiye’nin simgesi olan bu ağız, sucuk, çocuk, gocuk sözcüklerine takılırken, çocuğun, sucuğun, gocuğun diyerek “k”yı, “yumuşak ge”ye çevirir. Ama iş hukuk sözcüğüne dayanınca hukuğa demez yazık, hem de çok yazık, içlerinde bazı avukatlarımızın da bulunduğu nice aydının, TRT ve özel televizyon perdelerinde “hukuğa”, “hukuğu” dediğini siz de duymuşsunuzdur.

Hukuku” sözcüğünü,bu dünya tatlısı dil, “hukuğu”yla değiştirip “guguk”laştırmaya asla izin vermez.

ÇİRKİNLİKLER

Türkçeyi şaheser konuşsanız, fonetiğini, diksiyon uygulamasını eksiksiz bilseniz bile Arapça, Farsçadan dilimize katılmış sözcükleri yanlış söylerseniz yıvışıklık hemen kendini gösterir. Bizim resmi ve özel televizyonlarımızda gerçekten sesinin rengi, diksiyonu temiz sanatçılarımız var, ama sözcüklerde o kadar pot kırıyorlar ki!

TRT’nin güzelim Kurtuluş Savaşı çekiminde, Mustafa Kemal rolünü omuzlayan sanatçıyı dinlerken, ağzından çıkan “olucak”, “söyliycez” sözcükleriyle irkildim. Devlet Konservatuvarı’nın ilk mezunları, rahmetli(*) Uygurca uzmanı ve büyük fonetikçi Tahsin Banguoğlu’dan ve Alman fonetikçi Kuhunbuh’tan tam diksiyon dersleri aldılar. Bu satırların sahibi de o iki profesöre asistanlık yaptı. Ama yazık ki bu Devlet Tiyatrosu’nun o ilk mezunlarından TRT’ye sokuşturulan söyleyiş, Türk fonetiği değildir. “Olacak” değil, “olucak” denecekmiş. “Eğemenlik” değil, “eemenlik” denecekmiş.

TRT Eğitim Dairesi’nin sayın müdürü, benden ders reca etmişti. “İlk derse, muavininiz girsin, uygun görürse ders veririm Sanırım, uygun bulmayacaksınız” diye sunucu adaylarıyla söyleşiye başladık. Kırk yıllık hocalığımda, öğrencilerime, diledikleri zaman sözümü kesip soru hakkını tanımışımdır.

Sunucu adaylarından biri sordu:

-Hocam, İstanbullular “a”yı uzatarak “marul” diyor, doğru mu?

-Hayır yavrum, o İstanbul ağzı değil eski Şişli ağzıdır. “Konuşeceğiz, görüşeceğiz” diyerek “konuşma”yı kibarlaştırdıklarını sanırlar.

-Hocam, yuort mu diyeceğiz, yoğurt mu?
-Elbette yoğurt evladım.
-Ama hocam, elimdeki kitapta öyle yazılı!
-At kitabı çöp tenekesine!
-Hocam, kitabı bastıran TRT.
-O zaman daha çabuk at, yavrum!

Güzelim Türkçemize “gülegüle” diyenlere kırgınım. 


Şardağ, R. (1994, Eylül 1). Türkçeye “Güle Güle” mi?. Milliyet, s. 20.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Türkçeye ‘Güle Güle’ mi?” için bir yorum

Yorum bırakın