Şıkıdım şıkıdımlı müziği beğeniyor musunuz?

Hani, günümüzde özel televizyonları saran, gençliği ayağa kaldıran bir müziğin, bazı çeşitlerini biraz eleştirmiştim ya! Bana Beylerbeyi’nden yazan Muzaffer Çakıcı adlı okurum, şöyle özetliyor görüşlerini:

“Sayın Şardağ, benim ailem de ‘şıkıdım şıkıdım’lı müziği sevmiyor, bir de ad takmış babam: ‘Bu, hoppala coppala gidişin adı bir müzik olamaz oğlum; bu gidişin pek yakında bir sonu gelir. Bu müzik değil, eğlenceliktir. Musiki, insan kalbinde derin izler bırakmalı, anılar yaratmalı, yüzyılları bir okul olarak doldurmalı. Gerçi siz, babam kadar hoşgörüsüz değilsiniz. Başta Tanju Okan, Erol Evgin, Alpay ağabeylerimiz ve Sezen Aksu olarak sevdiklerimizi beğendiklerinizi de yazdınız. Ancak ben babama katılmadığım gibi bugünkü müziğin yepyeni bir devir açtığına inanıyorum. Bu konuda görüşlerinizi daha açık ve net olarak açıklar mısınız?”

Okuruma hemen haber vereyim, fanatizm, yani taassup, yani bir konuda tek yanlı olarak direniş, yapımda yoktur. Size vereceğim yanıt, konuyu sizin gibi, ya da babanız gibi düşünenleri de dikkatten uzak tutmayacak. 

Yavrum, bir milletin öteki sanat kolları, edebiyatı gibi, dili de tarihle çağlarla açıklanır ve öyle oluşur. Geçmişi derinlere kök salmış ulusların sanat dünyaları, üç yıllık hatta üç yüz yıllık bir zamanla ölçülmez. 

İsa’dan sonra 1994 yıl geçmiş. Hak peygamberlerden öncesi de var. Eski Çin, Hind, Moğol ve Türk’ün yaşadığı Orta Asya’da kahramanlığımız, mutluluğumuz, cefalarımız da olmuş. Çin’le, Moğol’la vuruşmuşuz. Dönem dönem göçmüşüz. Bazı Türk boyları, öteki kardeşlerini buyruğu altına almak için kendi kardeşleriyle savaşmış. Sözgelimi Selçuklu Türk Devleti’ni Moğollar yıkınca yirmiye yakın Türk beyliği oluşmuş. Hem birbirleriyle, hem Ertuğrul‘un temelini attığı Osmanlılarla vuruşup durmuş, hatta bu beyliklerin bazıları Bizans’la Sırp’la, öteki Hıristiyan devletleriyle bir olup Osmanlıları vurmuşlar. Hüzün, üzgü kaderimiz olmuş.

Musiki Ağlamış mı?

Heyır efendim! Halk gerçek acılarını dillendiren edebiyatını, müziğini birlikte kurmuş, korumuş, ama yıllar devrilip düzen kurulunca o güzelim oyunlara, folklor konusuna eşlik eden, hep bildiğiniz çıngıl çıngıl zilli zurnalı dünya doğmuş. ama bu şiirlerde açık saçık laflar da dizilse “şıkıdım şıkıdım”lı bir dünya edebiyat ve nitelik üstünlüğü ile yer almış. Acaba “şıkıdım şıkıdım”lı günleri, bin yıl değin on yıl sürdürebilecek misiniz?

Istırap Yok mu?

Bugün otobüsle bir günde gidilen yerlere aylarca ulaşılamayan dönemleri düşünün! Acının, gurbetin ta kendisi, halk ozanlarını yüzyıllarca yakmış durmuş. Ne ki bugün bir halk ozanından bir hava rica edin. Sazına düzen vermeye çalışırken birdenbire, “gurbet elden geldim…” diye başlar. Ortada gurbet mi kalmıştır ki! Alışkanlık!

Öteki Farklıdır

Klasik Türk müziği daha ayrı. Onun size hep hüzünlü gelen yanı sözleridir. Bu sözlerin ateşi nasıl oluştu? Kültür Şurası’nda sanırım, 8-9 yıl önce yaptığım konuşmanın tadımlık, özünü verebilirim. 

Klasik Türk sanat müziğinde geçmiş yüzyıllarda çok seslilik de vardı. Notaya dayanmadıkları için bunların seyri izlenemeden gitti. Ama musikiyi de içerik bazı çok eski yazmalardan öğreniyoruz ki rast makamının perdesinde karar veren elli sekiz makam vardı. 

Bizim klasik müsikimizin güfteleri, divan şiirlerinden seçilmiş olduğu için hep ıstıraplı sanılır, karamsar görünür. Hayır efendim, divan ozanlarımızın ıstırabı da hayalidir. Bunu on altı yıl önce inkılap Kitabevi’nce basılan “Klasik Divan Şiirimiz” ile İş Bankası’na basılan “Şair Sultanlar” adlı eserlerimizde inceledik. İslâm tasavvufunun, Fars edebiyatının etkisiyle de oluşmuş olan divan şiiri, bir büyük okuldur. Şair Nevres-i Kadim’in şu beytini bir kez daha yineleyelim mi:

“Bi derdim, ey felek, bana bir gam tedarik et.
Bir başka zevk, özge bir alem tedarik et.”(*)

Sözlere Değil Bestelere Bakın

Anımsayın bakalım:

“Tuti-i mu’cize gu-yem, ne desem laf değil
Çerh ile söyleşemem ayinesi saf değil;
Beli yarim, beli dost”

Siz bu şarkıyla bile “şıkıdım şıkıdım”layabilir misiniz?

Fatih‘e bakın! İstanbul’u fethettiğinde dışarıdan mühendis getirdi. Mimar, teknisyen, su işleri uzmanı, ressam getirdi. Neden müzisyen getirmedi? Hatta İstanbul içindeki Rum uzmanlardan faydalandı. Fatih Camii’nin planını bile Rum Hristo Dolas yapmıştı. Evet, niçin müzisyen getirmedi? Soylu, köklü, yüzyıllar içinde oluşmuş bir Türk müziği okulu vardı. Halkınkiyle, aydınınkiyle birbirini bütünleyen dehalı bir okul. Bugün özel televizyonlarımız, on dokuz, on yedi yaşlarında “şıkıdım”cıları, “cümbürcematin”cileri sallana sallana alkışlarken, yalnız Yunan değil, Balkanlar’a kadar uzanan milletlerin müziğini etkilemiş Türk müziğine yan çizerken, Türk müziğini tatlı bir Rum ağzıyla söyleyen sevimli Fedon‘da ayrı bir Yunan müziği vehmedip dururken kendi çağdaş bestecilerini silkip atıyor; reva mı?

Sayın Muzaffer Çakıcı

Musikide akım, yüzyıllar içinde oluşur. Coğrafyayla, tarihle, ulusal niteliklerle oluşur. Babanız haksız mı? Bizim sağlığımız sallantıda. O en sevgiliye ulaştırıcı yolların sonundayız. Benim de bir zamanlar ülkeyi saran bir-iki bestem oldu. Bugünkü gençlik topluluklarının sallanışına bakmayın, geçmişte de pop müzik meraklıları havalara minderler fırlatıyorlardı, ama o furya bitti. Söz güzel, seçkin değilse melodiler aşınır. Söz soylu, ama müzik geçici ve bazı hoş tıntınları içerikse yine ömrü uzun olmaz. Bu konservatuvarlar niçin kuruluyor? Bir Avni Anıl, Yusuf Nalkesen, bir Selahattin İçli, bir Cevdet Çağla, bir Alâeddin Yavaşça neden güzelim melodilere unutulmaz ruh veriyor?

Bunlara da eğilin! Melodilerinin süsleyici müziğini de kendiniz oluşturmaya çalışın! Halk müziğinin bin yıllık görkemiyle hâlâ nasıl ayakta durduğunu görün!

Yine “şıkıdım şıkıdım” deyin, deyin de…

(*): Dertsizim ey felek, bana bir üzgü sun!
Bir başka zevk, başka bir dünya sun!


Şardağ, R. (1994, Eylül 8). Şıkıdım Şıkıdım’lı Müziği Beğeniyor musunuz?. Milliyet, s. 20.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın