Yaza girerken

Yaza girdiğimiz şu günlerde, kadın erkek hep birlikte, yelekten, ceketten, hatta çoraptan vaz geçeceğiz demektir. Daha kısası, kalından geçecek, incede karar kılacağız. Mevsim, huyu iktizası, bizi muz kabuklarının soyuluşundaki rahatlıkla sokarken daha şimdiden hayal yapıları aşınmamış olanlar için kapalı gözlere seyredilecek nice saltanatlar vardır. Kırmızı ve pembenin hakim olduğu renklerle desenlenmiş çeşit çeşit emprime ve ipeklileri düşünün, bu ince kumaşların ikinci bir deri tabakası gibi tenleri kıskıvrak sarışı, o yumuşacık inhinalar…

Ama bana sorarsanız, sadece hayallerinin dümeninde giden kimseler gibi işin yalnız hoş tarafında değil, yazla beraber biraz daha göze batacak olan derbederliğimiz üzerinde durma taraflısıyım.

Büyük şehirlerimizde, hele yazın dikkate çarpan üzücü manzaralar da vardır. Bakıyorsunuz, çıplak ayaklarını, rahat etsin diye arkası oyuk mevsim ayakkabılarına yerleştiren kadınlar ve hele genç kızlardan bazılarının topukları, o canım beyaza inat, siyaha dönmemişse mutlaka kahve rengidir. Ya o çorapsız ayakların, kedi tırmıklarının istilâsına uğramış gibi çizik çizik olmuş perişan hali?

Analarımızın günde yüz defa soğuğa ve sıcağa girdiği halde şartlanmış bir temizlikle ışıyan ellerini ve toz pembeye asalet veren çıplak topuklarını hangimiz hatırlamayız. Ya o zaman zaman omuzlardan güğse doğru çıkıveren kombinezon bağlariyle rob eteklerinin bir yanından, adeta birisi çekiyormuşçasına sarkan teferruat…

Ama bu çapaçulluk sanki erkeklerde yok mu? İnsanın elini yüzünü nur içinde koyan o dünkü temizlik, akpaklık, o giyim düzeni bugünün erkeğinde de aynen mevcuttur diyen beri gelsin! Adaleleri gevşeten ve terleten mevsim, bir kısım kılıksızların enselerinden açık renk yakalarına doğru bütün perişanlığı içinde sızmaktadır. Belki farkında değiliz. Üzerimize çöken bu sünepelikten sıyrıldığımız gün sıkıntılı bir geceden gündüze çıkmış gibi ferahlıyacağız. Dünkü kıyafetler dünde kaldı; malûm! Peki ama dünkü itinayı, güzellik ve temizlik duygusunu dünde bırakmaya nasıl gönlümüz razı olur?


Şardağ, R. (1951, Mayıs 29). Şehrin İçinden / Yaza girerken. Yeni Asır, s. 3. 


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın