Yedikleri nane

Türk musikisi meyhane musikisidir. Türk musikisi ıslâha muhtaçtır. Türk musikisinin tekniği Bizans’ındır. İşte zaman zaman musikimiz hakkında, bir lâftır etmiş olmak için söylenen sözler. Yıllarca çeşitli sütunlarda yazdık; söz düştükçe konuştuk, yine de söyleyelim: Musikimizin meyhane musikisi olduğu hakkındaki hükmün dayandığı çürük temeller şunlardır: Alaturka denilen Türk Müziği, Hacı Arif Bey‘den bu tarafa, açılan şarkı çığırı yüzünden güfte ile dolmuştur. Gerek bu güftelerde, gerek daha önce gelmiş ustaların nakış, semai ve yürük semailerinde terennümlerin arasına giriveren sözlerde meyhane, iyş, işret, mey kelimeleri pek sık geçer. Yazık ki klasik şiirimizde ve eski güftelerimizde meyhaneden kastın aşkın insanı yücelten o derin iklimi olduğu bilinmemektedir.

Mesalâ: “İçen bir daha içer” sözü, hiçbir zaman büfeye dayanmış bir ayyaşı bize hatırlatmamalı. Koskoca şeyhülislâm Yahya Efendi bir gazelinde:

Ne hoştur, ne safadır, ne hazdır ey sâki,
Seher humardan açıp, gözümü bade görem.”

Derken sabahleyin gözünü mahmur açıp, karşısında içki kadehi mi görmek ister? Bu kadeh dolusu içkiden maksat, gönül dolusu aşk değil midir?

Bakî, “Erbab-ı zahir anlayamazlar muradımız” der.

Aradan iki buçuk asır geçtiği halde, hâlâ bu erbabı zahirin gözleri çapak çapaktır; yazık!

Gelelim ıslâhât işine: Türk musikisindeki meyhane sözünü, Kestelli yokuşundaki meyhane ile bir tutan irfanın seviyesi salâh bulmuş mu ki, musikimizde de bir ıslâhât mümkün olabilsin?

Şüphe yok ki, musikimizde zaman ölçülerini güftelere intibak ettirirken gösterilen muhafazakârlık yine ve kıvrak değişikliklere tabi tutulabilir. Makamdan, makama geçişte daha hür bir san’at anlayışı müdafaa edilebilir. Türk musikisi bünyesini, hamamdan yeni çıkmış birinin temiz vücuduna arız olan pis çullar misali güftelerden kurtarabilir. Halk musikisinin o engin saffeti, klâsik musikimizin kemali ile kaynaşabilir. Kısaca bir ıslâhât lâzımdır. Peki amma, bu ıslâhât, gazozculuğumuz ve yoğurtçuluğumuz için de en aşağı o kadar lüzumlu değil midir?

İkinci iddiaya bakın: Musikimizin tekniği Bizans’ındır. Peki ya Fransız’ın, Alman’ın tekniği kimin; babasının mı? Mesele teknikte değil, işbu tekniğin içine kendi kâinatımızı doldurabilmektedir. Gayrimüslim vatandaşları bile, teşhir edip, içlerinden büyük besteciler yetişmesine sebep olan Türk musikisi hakkında daha başka sözümüz de olacaktır. Amma, gerektikçe ve daha başka naneler yendikçe.


Şardağ, R. (1951, Haziran 8). Günübirlik / Yedikleri nane. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın