Sallanma sevdiğim

Dün bizim denizde, kendine has gizli meltemlerden biri vardı. Konakta otobüs beklerken can sıkıntısıyla rıhtıma doğru yürümeye başladım. Birden gördüm ki deniz, kıyıya bağlı kayıkları bir o yana, bir bu yana sallayıp duruyor. Durdum. Ona ezelî bir âşina gibi içim sevgi dolu baktım. Kayıkları bin bir öpücüğe boğarak okşuyordu. Avare geçen beş on dakika beni dar düşüncenin kabuğu üstünden ötelere doğru aşırınca nereden bilmiyorum, yüzüme doğru serin bir gülüş dalgası çarptı ve hemen bunun ardından dilimde Karacaoğlan‘ın mısralarını tekerlenir buldum:

O yana da dönder sev beni
Bu yana da dönder sev beni”

Fakat bir aralık dikkatimi iyice toplamaya mecbur kaldım. Çünkü gizli dalgacıklar karşısında duran iki yabancı gemiyi de sallamaya başlamıştı. O ne? İskelede duran bir fayton arabasının beygirleri de başlarını sallayıp duruyor. Oruç keyfi başıma vurmuş olmalı zahir dedim. Kendimi iyiden iyiye yokluyorum. Utanmasam kafamı çekiye vurmaya kalkacağım. Zira sallanma her tarafta birden şiddetlendi. Yok azizim yok, bu ne denizin dalgasıdır, ne de zelzele. Hele zelzele hiç değil; çünkü dakikalarca devam etsin de zarar vermesin, böyle zelzele görülmüş değildir. Bir ara başımı göğe kaldırınca büsbütün zıvanadan çıkasım geldi. O ne? Gök kubbe, koca bir tencere içi gibi tepemde yalpalayıp duruyor.

Yürüdüm. Rıhtımda öğle üstü felsefe de yapamazsın ama, nimet sayılabilecek avarelik anları da kaçırılır fırsatlardan değildir doğrusu! Yalan mı diyorum, gökyüzü sanki dönüp durmuyor mu? Ya dünyamız, 19. asırdan beri gök tanrılarının “rahat yüzü görme” şeklindeki intizarını üzerine çekmiş, habire sallanıyor. Hele bizim kaderimiz, ucuzluk, ticaret hayatı, cihan ve istiklâl savaşları… Hülâsa feleğin elinde sallanıp duruyoruz. Amma sallanıyoruz da ne olacak? Zaten pişkindik; şimdi adam akıllı piştik. Salla kambur felek bakalım, sallaya bildiğin kadar; alimallah çivi gibi ayaktayız, sökebilirsen aşk olsun!

A, a! Bütün felsefelerim ve hayallerim başıma çökecekti neredeyse. Yukarıdan gelen alâmet tramvay da kırıtıp sallanmıyor mu? Burnunun dibine sokuluyorum, neredeyse altında kalıp ezileceğim. Halk şairi gibi seslenesim geliyor:

Sallanma sevdiğim öldürdün beni!”

Durun dostlarım aklım başıma geldi. Allah lâyıkını versin, Enstein! Nasıl da bilmişsin! Ben sallanıyorum diye her şeyler sallanıyor sanıyorum. Sallanan baş benim ya, herkes bencileyin sallansın istiyorum. Kim demiş dünyanın sıklet merkezi yok diye! İşte ben. Biz varız ya!…


Şardağ, R. (1951, Haziran 9). Günübirlik / Sallanma sevdiğim. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın