
Dün seni gök yüzüne yükselmiş gördüm Ay Yıldızlı bayrağım. Hoş zaten yüksekte olmadığın gün var mı ki? Mavi atlastan semayı şilte gibi altına sermiş, o hiç solmayacak nurla pırıl pırıl ışımadaydın. Tabiatın bu pek seyrek görülen havaî cilvesini caddede çocuğumla seyrederek giderken düşündüm ki fakir, zengin, çoluk çocuk, bayrağına delice bir tutkunlukla bağlı bulunan halkımızın remzi olan Ay Yıldız, gök katlarının en yücelerine çizilmiş bir irtisam (resim) üzerinde dalgalanıp duruyor diye. Evet bu, Tanrı Jupiter için kadîm insanlığın icat ettiği mitolojik bir efsane değil, mis gibi bir gerçek: Bayrak göğe çekilmiş. Bayrağımız… Bizi ondan daha çok sevindiren, gördükçe, derilerimizde asîl heyecan ürpertileri yaratan başka ne var ki? Orta Asya’dan beri giriştiğimiz bütün medeniyet ve kahramanlık savaşlarında tek tesellimiz başlarımızın üstünde dalgalanmasıydı. Dün gece onu gören en fakirimizi söyletmek mümkün olsaydı, habersizce cebine indirilmiş milyonluk banknotların yaratamayacağı taşkın bir sevgi çağlayanı içinde bulacaktık. Bir bedbahtımızın gönlüne inebilseydin, kendi yıldızının da göktekine uyarak kanatlandığını öğrenebilirdik. Şairimiz iman dolu, “Korkma sönmez” derken haksız mıydı? İşte sönmek ne kelime, rüyalarımıza bile seyrek giren bir hayal, hakikat olarak tâ karşımızda yanıp duruyor. Ne tecelli, gün geldi de seni bu memlekette, millî değilsin diye burcundan indirmeği teklif edenler bile oldu. Çünkü sen büyük bir zafımızı(!) Müslümanlığımızı işaret ediyormuşsun. Tanrım bu gufran anında onları bağışlasın, değil mi? Ya öteki hoyrat görüş? Seni atacak, onun yerine Orta Asya’daki ilk sembolümüz kurdu alacakmışız. Bu şan dolu ilâhi sancak yerine dili dışarıda bir kurt…
Bir aralık çocuğuma göğü işaret ettim; Ay Yıldızımızı göstermek için. Yavrum başını havaya kaldırdığı halde göremedi. “Biraz daha yükseğe kaldır başını” dedim. Yine göremedi. Bu sefer azıcık geriledi. Sonra hız alarak tam tepesi istikametine baktı. Semanın nirengi noktasında onu yakalayınca yüzü meserret dolu, ağzı hayretinden yarı açılmış:
-Babacığım, dedi, ne kadar da yukarıda. Bizim bayrağımız ne yüksek?.
Beş yaşındaki çocuğu sanki bir söyleten vardı:
-Evet kızım, dedim, doğru; Allah kem gözlerden saklasın! İşte bak tâ nerelerde, en yükseklerde değil mi?
Şardağ, R. (1951, Haziran 10). Günübirlik / Göğe çekilen bayrak. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

