
Dört gün oluyor ki yediğim bayat bir yumurtanın sarısıyla zehirleneyazdım. Beni bu kadar zaman okuyucularımdan ayıran firakın bir fıkra mevzuu olmasına bilmem şaştınız mı? Düşündüm, bayat olan, sahte ve kalp olan hatta bu vasıflarıyla bizi zehirleyip duran şey sadece yumurtanın sarısı mı? Hele evvelsi günkü İstanbul gazetelerinde, karışık ve kalitesi düşük yoğurt sattıkları için üç yoğurtçu hakkında takibata geçildiğini okuyunca bu yalancı ve sahte şeyleri şümullendirmek zorunda kaldım. Zamanımızda mağşuş (hileli) ve kalitesi düşük ne yok ki… Vaktiyle insanı bir dakikada traş eden bıçaklar yerine bugün piyasada rastladıklarımız insanın adeta traşsız yüzünde sakal bitiriyor. Hele fikir namına, memlekette ne denli kepaze metaın yıllarca dimağ piyasamıza sürüldüğünü de biliyoruz. Yeni sanat Batıda şiir ve resim sahasında halk masumluğuna ve saffetine iner, sadeliğin kolay kolay fethedilmez kapılarına doğru zaferler kazanarak ilerlerken bizde olan bitenleri ve akisleri de unutmadık. Onlar da sadelik mi? Burada bayağılık. Orada halk ruhunun naivitesi mi? Burada külhan beyi ağzı ve mahalle diyaleği. Hürriyet dediler, senelerce bazı yerli müstahzarlar gibi, içinde Allah bilir ne olduğundan habersiz, zehirlendik. Batı dillerinde vakıf bir kalem adamımızın sadece ismini değiştirerek tercüme ettiği bir hikayeyi, kendi telif eseri gibi utanmadan bir antolojiye aldırdığını on dört sene önce ortaya döktüğüm zaman basında kopan gürültüyü, bir çok edebiyat aşırıcılarının düştükleri telâşı hâlâ üzülerek hatırlarım. Çocuğumuza yedireceğimiz gıdaların hiçbirine güvenimiz kalmamıştır, doğru. Halis yumurta yiyebilmek için kümes başında çömelip tavuğun gıtgıdaklarını işitmekten başka çaremiz kalmamıştır, doğru! Aziz nimetimiz ekmekten, içtiğimiz suya kadar her şey hakkında içimize bir kurttur düşmüş; doğru! Ya bir de aşırılmış görüşler, modası geçmiş fikirler, bayat ve sahte akidelerle bizi için için zehirlemeye kalkanlara ne yapalım?
Şu esnada, kalitesi düşük yoğurt sattıkları iççin adalete verilen üç yoğurtçuyu düşündükçe bir sürü fikir ve sanat kalpazanını gözlerimin önüne getiriyorum. Bu kalpazanların topu birden baş parmakları burunlarında, bize nanik çekerken üç yoğurtçu vatandaş, insanlığın şu cilvesine bakıp büyük Acem şairi gibi: “Tuh sana! ey adam evlâdının kaderi Tuh!…” der gibidir.
Şardağ, R. (1951, Haziran 18). Günübirlik / Yumurtanın sarısı. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

