
Akıllı kimseleriz vesselâm! Yeni bir fikir ortaya atılmaya görsün, hemen onun havasına uyuveriyoruz. Geçen gün Kemeraltı çarşısında elinde sakallı ve bastonlu bebekleri zıp zıp havaya zıplatıp duran bir adam gördüm; avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
-Turist satıyorum, turist!
Gerçi bitpazarlarında, eski kapalı çarşılarda nice akla hayale gelmez şeylerin satıldığını biliriz. Seyyahı satmak fikrine ise bayıldım doğrusu. Hem de tam turizmi teşvik için 300 yataklı oteller yapmayı kararlaştırdığımız günlerde. Bu zeki oyuncakçı kendi elimizle başka memleketlere sattığımız gezginler, kaçırdığımız fırsatlar için ne güzel ve sembolik bir oyuncak bulmuş.
Kendimi bildim bileli Türkiyede “Efendim, biz seyyah celp edemiyoruz” sızıltıları müzmin bir sıtma nöbeti gibi zaman zaman kendisini hissettirmiş ve sonra kaybolmuştur. Bu iyi niyet ifade eden feryadlara rağmen bize gelecek seyyahları, tabiatın tarih ve coğrafyaca hasis davrandığı çalışkan memleketlere kaçırıp duruyoruz. Bir defa “Bize niçin turist gelmiyor” demekle meseleyi yanlış kurmuş oluyoruz. Galiba şöyle sormalıyız: “Niçin hâlâ bizim memlekete turist gelir?”
Rahat ettirici en küçük bir tesise bile malik olmadığımız halde sık sık yurdumuza da uğrayan bu sivri akıllı gezginlerin hikmeti nedir?
Bize seyyah her şeye rağmen gelir. Zira Batılı anlayışı ile seyahatsız hayat en azından meyvesiz ve vitaminsiz gıda kadar insanı çabuk çürüğe çıkaran bir yaşama tarzıdır. Hangimiz seyahatin tecrübesini yapmadık. Bulunduğumuz çevreden biraz dışarı çıkmakla içine girdiğimiz yeni ruh saltanatı bazen bize aylarca gıda olur. Ciğerlerimizde biriken pis kan adeta vücudumuzdan kovularak yeni kan dalgası bütün benliğimize hayat taşır. Andre Gide söyler: “Seyyah, dört yanına kıvamı zor bulunur lezzet içinde bakan bir tabiat sarhoşudur.”
İşte bu sebeplerle seyyah, biz çağırmasak da seyahat etmek istediği için zaten gelecektir. Madam ki geliyor, bir daha gelmesi ve peşinde başkalarını sürümesi için yapılacak şeyler yok mu? Var. Rahatça yatacağı yerin temini, hoşlandığı gıdalar bulunan lokantalar, şehri civarına bağlıyan yollar. Yaz günü İstanbul’a ve İzmir’e düşen bir seyyah, patlıcanın, bir çok çeşidini bulur da mizacına ve göreneğine göre bir gıda bulamaz. En temiz otellerimizde ihmal ve pislik yüzer. Seyyah, bir pitoreskin orijinalitesinin esiridir. Büyük şehirlerimizde eskiden kalma şadırvanaltları, han içleri, loş duvarların çevrelediği esrarlı köşebaşıları… Bütün bunlar onun gönlünce aradığı, kendi memleketinde bulunmayan şeylerdir. Bizse modernleşelim diye buralarını Allah’ın izni ile ortadan kaldırıyoruz. Kısaca onun istediğini rüküşçe, ukalaca yok ediyor, istemediğini göze dayıyoruz. Turist broşürleri hazırlana dursun, sen bilmem, en akıllı işi yapmada olduğunun farkında mısın, zeki oyuncakçı! Devam et:
Turist satıyorum, turisti!…
Şardağ, R. (1951, Haziran 19). Günübirlik / Turist satıyorum. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

