
Geçen gün “Fareler ve İnsanlar” ın son temsilinde elemle düşündüm. Bizde sanat, ne zaman nasibini küçük insanlarda arayacak? Öripides’in bir trajedisinde geçer sanırım: Kral, sarayının muhteşem dekorları ve maiyeti arasında nutkuna şöyle devam eder: Bu lüks, bu debdebe! Yazınız şairler, bunları yazınız! Bu sırada kâhin, köşede büzülmüş olup âdet üzere halkı temsil eden kalabalığı göstererek sesini yükseltir:
-Ya bunlar hükümdarım, ya bunlar? Bu küçük insanları kim yazsın?
Onlar, Hellad insanlarından beri kaderlerine bir türlü eğilemediğimiz, büyük emekleri ve çeşit çeşit renkleriyle vatanlarını ulu eden bu küçük insanlar siyasi alanda olduğu gibi bütün dünyada, sanat ve fikir alanlarında da varlıklarını duyurmuşlardır. Ama bizde böyle mi? Bizim küçük insanlarımız hâlâ fikir ve sanat eserlerimize başlarını sokamamışlardır. Manav dükkânındaki mosturalığa hücum eden açık göz müşteri gibi mevzuların ve kahramanların en iri kıyımlarına saldıran sanatkârımız okumuyorsa vebali fazlasıyla kendinde aramalıdır.
“Beni kimse anlamazsa, romanımı dıvara yazar, kendim okurum” diyen meşhur bir sanatkârımızın içine düştüğü ağır hodbinliği acı ile hatırlarım. Bu aşağı derecelere varan züppeliğin sonu gelmeyecek mi? Âşık mı? Muhakkak üst tabakadan olacak ve kusursuz güzel seçilecek. Çiçek bozuğu olan bir vasat tabaktan kızın aşkı olmaz mı? Mevsim mi? Her halde ilk veya sonbahar olacak? Kavurucu sıcak veya dondurucu soğuğun hiç işe yaradığı görülmemiş midir? Vaka mı? Her halde salonlarda cereyan edecek? Halbuki “samanlık seyran olur” sözü bizim lügatimizdedir. “Fareler ve insanlar” üzerinde durmayacağım. Yalnız biz eğer o güzel, şuh kızı boğazlayan Lenni’ye kızmıyor, acıyorsak, bu onun o küçük insanlar, o sevimli insanlar sınıfına mensup oluşundandır. 40 derecede merhamet ateşi ile yanan bu eseri bütün sanatkârlarımıza defalarca gösterebilseydik. Halbuki sokakta, sinemada, çarşıda her gün bize sürtünerek geçen küçük insanlarımız, yani bizimkiler, garptakilerden ne kadar daha kana ve cana yakındırlar; ne kadar asil bir olgunlukları vardır, ne babacandırlar. Hâlâ bizim kalem ve fırça adamlarımızın elleri şakaklarında, bulutlardan doğru gelecek ilham kuşlarının uçuş istikametinde sigaralarının küllerini silkeler, haşmetli mevzuların rüyasına dalarlar; değmeyin keyiflerine!..
Şardağ, R. (1951, Haziran 20). Günübirlik / Ya bunlar hükümdarın, ya bunlar?. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

