Zevk bu ya…

Dün, yeni boyanmış gıcır gıcır bir otobüste, şoförün yanında giderken, cilâlı direksiyon üstünde çakı ile hafifçe çiziktirilmiş bir yazı gördüm. İsmini söylemiyeceğim; şöför, sanki kaybolacak bulunamayacakmış gibi kendi numarasını ve adını o güzelim direksiyona hâk edivermiş.

Kordon boyunca giden otobüs yolculuğum sırasında kendime iş edinebilmiş, kalemime mevzu bulmuştum Biz tahripten neden çok hoşlanıyoruz? Gerçi Rousseau’nın sözünde de büyük bir hakikat payı var: “Tabiatın elinden her şey iyi ve güzel çıkar; onu berbat eden insandır.” Fakat bizim içimize işlemiş bir tahrip zevki var ki ondan küçüğümüz, büyüğümüz, hatta cahilimiz, münevverimiz kurtulamıyoruz. Kendisine hediye edilmiş bir güzel gülü, birkaç dakikada farkına varmadan hışır haline getiren kimsenin cahili, okumuşu olur mu? Bekleme odalarındaki sıralara bakın, beklemeye beş dakika sabredemeyen müracaatçı, mutlaka öteye beriye kurşun kalemiyle de olsa bir şeyler yazmaktan kendini alamamıştır. Analar, bilhassa babalar iyi bilirler ki çocukları sade yemeklerini değil, çoğu vakit pabuçlarının ötesini berisini de yerler. Ağaç gövdelerine, komşu evin duvarlarına, yüz numaraların kapılarına hiç dikkat etmediniz mi? “Bunu yazan bir muhalif rüzgâr” kabilinden kaydedilen hatıraların hepsi yıkmaktan hoşlandığımızı anlatmaktadır.

Parklar idaresi korku içinde, levhalar yazdırır: “Çimenlere basmayınız”. Komşu evin duvarları korkudan, ayağa batsın da kimse tahrip edemesin diye cam parçalarıyla tahkim edilmiştir. Harp dönüşü düşman şehirlerini talan eden Anibal‘in askerleri gibi ilâmaşalla, elimizi attığımız şeyleri kurutuyoruz. Adım attığı yerleri ağaçla, çiçekle süsleyen bir milletin çocukları iken gitgide, bastığımız yerlerde ot bitirmez olduk. Her halde bizim ellerimizden başka ellere benzemeyen bir yapılışı var. Mübarek sev dersin, hırpalar, vur dersin, öldürür. Amma yine de üzülmemeliyiz. Zevk bu ya, edebiyat, musiki, mimari, heykel gibi büyük sanat kollarına bir yenisini daha ilâve etmiş bulunuyoruz: Tahrip! Güzel sanatların altıncı kolu da keşfedilmiş demektir.


Şardağ, R. (1951, Haziran 22). Günübirlik / Zevk bu ya. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın