
Bu satırlar gazetede göründüğü günün sabahı, onun, bir torba içinde, yıllarca hürlüğümüz için sızlamış olan kemikleri İzmir limanına girmiş olacaktır. Her şey bizden başlar diyen zihniyet ilme uymaz bir görüş olduğu için, Türkiye’deki hürriyet fikirlerinin, mazinin muzlim tarlaları içinde ilk serpildiği günleri de bilmiş olmak yerinde olur. Bilmiş olmak lâzımdır ki bu memlekette Türkçülük nasıl Süleyman Paşa‘ya kadar dayanırsa, Hürriyet ve Demokrasi de öylesine gerilere doğru gider ve tâ Mithat Paşalara, Namık Kemallere ve Mustafa Reşit Paşalara dek uzanır. Padişahın birine meydan okuyan, âdet üzere uzatılmış sırma saçlarını kesmek bir kadın için bile katlanılır felâket değilken, bir diğer padişahı tuğ ve tacını terk edip tahttan çekilmeğe mahkûm eden bu korkunç cesaret topraklarımızdadır.
Mithat Paşa, her vali gittiği vilâyette kültür, tarım, sanat ve maarifin meşalesini tutuşturan bu evliya kadar sabırlı, bu alabildiğine muhterem insan uzun ve firaklı geçen bir hasretten sonra ana kucağına dönmüştür. Oğlu Haydar Bey hatıratında anlatır: “Sayıklamadığı bir gece yoktu; hürriyet kelimesini kullanmadan sayıkladığını hatırlamıyorum.” Köylüye kredi ve refah, münevvere fikir serbestliği isteyen büyük vatanperver, memlekete yaptığı unutulmaz hizmetlerine mükâfat olarak Taif Zindanı’na sürülür. Yine Haydar Bey, babasının hatırasını kaydeden kitabında anlatır ki Mithat Paşa, bir gecede öldürülmemiştir. Her gün biraz daha en hassas uzuvları ezilerek, bağırtıla bağırtıla işkenceye tabi tutulmuş, nihayet civar evlerden, “Paşayı öldürüyorlar” diye yükselen can koparıcı kadın seslerinden ürkülerek namussuzca boğdurulmuştur.
Bugün dalından rahatça koparıp ergin meyvesini lezzetle yediğimiz hürriyetin toprağı, aziz okuyucum, bu çeşit fedakârlık, kan ve cefa ile sulanmıştır. Her yerde gül biter mi? Fikir adındaki o en güzel güller, ancak hürriyetin bahçesinde yetişir. Ey hür düşünen başlar, sizin için yıllar yılı sızlamış olan bu aziz kemiklerin önünde eğilin! Nice ciğeri beş para etmez fânilerin karşısında kuyruk sokumuna kadar eğilmekten utanmamış riyakârların gözleri önünde, hakkı, hürriyeti, insanlığın bu iki büyük cevherini yücelerde tutun! Bunu yapmakla hürriyete olan tutkunluğumuzu ve kendi namus borcumuzu ifa etmiş olacağız. Yoksa o büyük şehidin bizden böylesi bir şey de beklediği yok. Sanırız ki Mithat Paşa’nın mahzunluğu uçmuştur ve gönlü şaddır. Zira en sonra işte yine gelip, her zerresinde mahzun iç çekişleri saklı bulunan vatanına dönmüştür. Azeri şairi, sanki onun için söylemiştir:
“Azizim vatan yahşidir
Giymeye keten yahşidir
Gezmeye garip ülkeler
Ölmeğe vatan yahşidir”
Şardağ, R. (1951, Haziran 23). Günübirlik / Onun kemikleri. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

