
Biri Fuar güzeli, biri Ege güzeli olmak üzere iki kraliçe seçeceksiniz; bilmem haberiniz var mı? Hem de zaman pek kısa. İşte efendim, beni de bu sebepten bir telaştır aldı. Acaba kime güzel desem, kimi güzel saysam diye düşündüm. Daha doğrusu, yanlış anlaşılmasın, hangi vasıfları haiz olana güzel sıfatını vereceğiz? Eski Yunan heykeltıraşlarından Fidyas’ın üç nisbet nazariyesini mi esas tutmalı? Veya Greko Romen güzellik idealine, altın nokta hedefine mi dönmeli? Fakat biz biraz da şarklıyız. Meselâ bu nazariyelere göre kadın kimyonsuz kuru köfteden daha lezzetsizdir. Şöyle şehrin en işlek bir caddesine bakan kıraathanedeyim. Ne diye dedim, hayal kurup duruyorum; İşte önümden vızır vızır kadın ve genç kız geçiyor. Güzel diyebileceğim bir tipi tayin edivereyim, olur biter. İşte evvela incelerden başlayalım. Öyleleri geçiyor ki incenin güzeline bir türlü rastlayamıyorum: Kuru, zayıf, cılız, sıska, değnek, iskelet, bitik, çöp… Eh, hani o sülün gibisi? Durun, “Ne beğenmez şeysin” diye hemen dudak bükmeyin; vallahi çıldıracağım. Bu sefer de etine hafif dolgunca olanlara göz gezdiriyorum. Kimler yok ve neler yok. İşte onların kafilesi: Balık eti, tombul, iri, şişmanca, iri kıyım, şişko, küp, tombul teyze…
Yok efendim, şöyle etli canlı olanlardan matluba muvafık kimse yok. Haydi sıra şimdi de minyon tiplerde: Küçük, çıtırpıtır, ufarak, kısa, bücür, cüce, tospağa, yusyuvarlak, bodur, şamama…
Aman yarabbi, çatlamak işten değil. Ya o uzun boylular? Onlardan bari bir güzel seçemeyecek miyim? Sivri, zürâfa, sivrikoz, sırık, dev anası, kereste… Galiba benim bugün ukalâlığım üzerimde… Gözümü bir an kapıyorum. Diyorum ki “uzun, şişman ve kısadan vazgeçeyim de şöyle umumî beden görünüşlerine göre bir seçme yapayım.” Körolası, solumdan kalkmışım. İşte tesbit edebildiğim tipler: Beli çıkık, göğsü fırlak, yerden bitme, kıçı yere yakın, oynak, cumbası büyük, hışırı çıkmış, tahta perdesiz, ellenmiş, göğüs fıkarası, eciş bücüş, masa doldurur, safi göbek…
Tuh Allah müstahakkını versin, sanki müsabakaya sokacak kızın var veya jüri heyetine başkan seçmişler gibi kalkmış, habire çenemi ve kalemi yorup duruyorum.
Şardağ, R. (1951, Haziran 24). Günübirlik / Ben seçemedim, siz seçin. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

