
1948 yılı sonundaydı. Ankara veremle savaş derneğine üye olmamı isteyen bir arkadaşım, “Sen bir de kurban vermiş acılı bir insansın; gir bizim derneğe” dedi. Girdim ve ilk kongrede, sayın doktor Behçet Uz’un ısrarı ile idare heyetine de girip neşriyat, propaganda başkanı oldum. Peki amma ne yapılmıştı. Neyin propagandasını yapacaktım? Bu dernek iki yıldır ne yapmış? Tetkik ettim. Ellerinde mevcut (300) bin lira ile 800 bin liralık dernek binasını ihale etmişler. Giriş kısmı ile merdiven kısmı 80 bin liraya mal olacak olan bu binanın hayali içinde onları terk ederek, vazifemden istifa ettim.
Verem davasında hâlâ lüks bina, fuzuli inşaat, federasyon, kongre falan diyerek kurduğumuz fantastik bir şatoda faraziyat, vaktimiz elverdikçe de laklakiyat yapıp duruyoruz. Ama bu hayal şatosunun, altına her yıl 50 bin (evet, gerçek rakamı budur) Türk’ü gömdüğümüzün farkında mıyız?
Pek çok sanatoryum baş hekimleri tanıdım ki bana dert yanarak, yatma sırası gelen bir çok vatandaşların ağzına bir kaşık çorba akıtmaya bile imkân bulamadıklarını elemle anlatmışlardı. Uzağa gitmeğe ne hacet, işte verdiğim kurban ortada… Zavallı ablamın Heybeliada’da yatma sırası geldiğini, müracaatından on bir ay sonra haber veren sanatoryumun dâvet mektubu, o bedbahtı dünyada boşuna aramıştı.
Senede (50) bin can… Bir de her canın bu aziz cemiyete mal olduğu kıymeti ve bu kıymetlerin, sağ olsalardı, memleketimize katacakları ekonomik değeri düşünün!
Devlet, haber alıyoruz ki veremliler için yatak adedini çoğaltıyormuş. Baş vurmağa mecbur olduğumuz bir tedbir. fakat verem, her şeyden evvel bir istidat davasıdır. Onun mikrobu gerçi bulunamamıştır, ve ondan kurtulmak çok zordur ama, tutulmamanın yolları hiç de meçhul ve imkânsız değildir. Verem olduktan sonra sizden asgari iki sene devamlı yatak ve çeşitli tedavi bekleyen bir hasta, vereme henüz istidatlı bir halde iken, bol gıda, güneşli, temiz hava tedavileriyle derdi önlenirse, bu zavallı cemiyete o kadar daha az bar olur. Sefalet, gayri sıhhî mesken ve güneşsiz geçen hayat… İşte önleyeceğimiz şeyler ve işte verem adlı trajedinin ilk acı kampanaları!…
Ama gel gör ki federasyon binası, toplantılar ve inşaat sevdasından alâkalılar hâlâ vaz geçmemişlerdir. Dönüp dolaşılıp hep aynı bina okunulmaktadır.
Veremle savaş dernekleri ne yapıyor? Türkiyede mevcut 84 hayır kurumu gibi onlar da düşman zannı ile, havaya pala sallamaktadırlar… Vah bizlere!…
Şardağ, R. (1951, Haziran 27). Günübirlik / Vah bizlere. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

