
Mizah dediğimiz şey, milletlerin ruh yapılarına göre değişiyor, meselâ bir İrlandalının cevval zekâsı ile, İngilizin donuk mizacı, hele Fransızın kıvrak ve oyunbaz tavrı arasında mevcut farklar, esprilerinin çeşnisini de değiştirir. Bu sebeple İngiliz edebiyatında mizahın daha çok “humour”a yani tatlı kalem yaralarına, acı gülümsemelere kadar uzandığını görüyoruz. O, Fransada daimi bir tebessümdür. Amerikan mizahını sinemalarda bile müşahede ediyorsunuz. Hareketli, naif, çocuğumsu bir saflık içinde işlenmiş bir mizah.
Bizim esprimiz ise eski devirlerden kalma bir çelebi ifadesi içinde ince sezişlerle dolu olmakla beraber, müşterek İslâm kültürü icabı şarktan geçme bayağılıklara da bulaşmıştır. Meselâ bu arada şarkın kıssahan ve meddahlarından naklen gelen taklitli, şahıslara târiz hedefini güden mizah gitgide daha da soysuzlaşarak yazılı mizahımızın arasına karışmıştır. Tabii temiz kaliteli örnekler veren seçkin kalem adamları mevcut olmakla beraber.
Ahmet Mithat, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi, Osman Cemal Kaygılı ile gelen bir popüler mizah çeşidimiz var ki bugün takipçilerini pek göremiyoruz. Öte yandan günlük gazetelerimizde Fransızların “remerque” dediği küçük, iğneleyici şen fıkracıklar son yıllarda başarılı ve başarısız olarak devam etmiştir. Fakat mizahın, şahıslara hakaret maksadıyla kaleme alınmış sözüm ona, güldürücü örnekleri ötede beride hâlâ, yıvışık yıvışık gözüküyor. Gövdeli insanların ayak ucunda siper alarak habersizce ve kancıkça girişilen taarruz teşebbüsleri gibi, gazete sütunlarında da imzasını gizleyecek kadar cesaret öksüzü ödleklerin mizah adlı bayağılıklarına rast gelmek bahtsızlığından kurtulamıyoruz. Gülüp geçebilmek için maaşla tutulmuş bir de gıdıklayıcıya ihtiyaç hissettiren bu şakalar, yaz gününde insanı âdeta donduran espri fıkaralığı habire, fırsat bulabildiği sütunlarda kertenkele soğukluğu ile sürtünmeye çalışıyor.
Bu milletin yüzde seksen birini teşkil eden köylünün o büyük tevazu ve efendilik içinde gizlediği iğneleyici zekâ kuvvetinin, hakikî kalem adamlarımız için cazibe kaynağı olacağı günler uzak değildir. O zamana kadar, safderun avlayabildiği nisbette gazetelerimizin bazı sütunları, sade ağzı mı ya, kafası da bozuk olanların bu Allah’ın sıcağında ekşi ekşi kokan sataşma ve sövüntülerine maruz kalabilecektir.
Mide bulantınızı şimdilik karbonattan farksız olan bu yazımızla geçiştirmeye çalışın. Gerekirse eğer başkaca müessir tedbirlerimiz de vesile ve zaman kollamaktadır.
Şardağ, R. (1951, Temmuz 2). Günübirlik / Espri Fıkaraları. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

