Zor şey

İskenderun’da Alevî bir genci öldürdükleri için bazılarının giriştiği kıyam hareketini, hükümete karşı isyan şeklinde dile ve kaleme alan şıptefsircilerin aklına tuz ekesimiz geliyor. Hele bunlar, mahut hadisenin ardısıra, baş gösteren liman amelesi grevini de öğrenince, bir büyük hakikati keşfetmiş gibi, ağızları tavanına kadar açık, tefsirlerine kim bilir ne iştahla devam edeceklerdir. Enstantane hükümlerin her zaman dışında kalan gerçeğe ise, bu mevzuda da henüz dokunulmamışa benziyor.

Antakya’da olan şey, halkın devlet kuvvetlerine sevgisizliği değil, Alevî’nin Sünnî’ye veya Alevî’ye karşı olan nefretinden başka bir şey değildir. Üç büyük din ulusunun üçü de, kurdukları binanın çatılarını müsamahanın aşınmaz harcıyla tahkim etmişlerdir. Bir Müslüman’ın Hıristiyan’la dün olduğu gibi bugün de boğazlaşmadan dizdize oturabilmesinin hikmeti budur. Ehli Salip ve benzeri seferlerinin din değil, iktisadi sebeplerle yapılmış olduğu malum olduğundan, dünya yüzünde gördüğümüz o çirkin kavgaların hemen hepsi mezhep kışkırtıcılığının eseridir. Dini mezhep haline getirenler, ne maksatla hareket ederlerse etsinler, kör bir boyun eğmeyi temel prensip saymışlardır.

Hitler dünya yüzündeki büyük hakimiyetini kurmak üzere olduğu en satvetli günlerinde bile, Berlin şehrindeki Katolik Alman’la Protestan Alman’ı birleştirememenin azabını çekip durmuştur. İslâm dininin düşmanlarından birine atfederler: “Ben, demiş, şu mezhepçiliği bir defa Müslüman alemine sokarsam, bu fitne ile onlar bir daha felah bulmazlar.”

Haydi şumullendirelim. Bir Çinli ile, bir Hintli birleşebilir amma, bir Hintli ile, İsmailiye mezhebinden olan bir Hintli taş çatlasa birleşemez. Komünist Rusya ile Faşist İspanya kucaklaşabilir; fakat Frankocu İspanyol ile, halk cephesi İspanyolu mahşere kadar barışamayacaklardır. Sosyalist her zaman Liberalistin elini sıkar; fakat Komünistin bütün mesleklere cephe alan kör düşmanlığını hiçbir vakit yumuşatamaz. İnsan şuurunu bütün nesiçlerine (dokularına) kadar kaplayarak her duygu ve düşünce anına musallat olan, muhakeme ve müsamaha düşmanı şu aşağılık mezhepçilik saliklerinin kafasında kuşlara yetecek kadar bile beyin bırakmaz.

Particiliği mezhepçiliğe vardıran bazı hastaları görmüyor musunuz? Hangi partiden olursa olsunlar, bir defa kendilerince müsamahaya giden bütün insani kapılar kapanmış olduğundan, yedikleri lokmada, sıktıkları dost elinde, gördükleri rüyalarda bile bir ayrılık vehmederler.

Mezhep felâketi… Müslümanların peygamberi ve insanlığın en büyük dehası bile ondan ürkmüştü; zor şey!


Şardağ, R. (1951, Temmuz 26). Günübirlik / Zor şey. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın