Bizde gazetecilik

İstanbulda kurulan gazetecilik enstitüsü ne yapıyor bilmem; fakat gazetecilik mesleğinin bizde bir hamle beklediği de söz götürmez hale gelmiştir. Dikkat ediyorum; küçük bir manifatura çıraklığı ile işe başlıyan patronların sayısı gitgide çoğaladursun, bizde çekirdekten yetişen gazeteci patronların nesli neredeyse kuruyacak gibi. Bundan faydalanan bazı pamuk, kumaş veya apartman sahibi tüccarlarla ihracaat veya ithalât tacirleri günün birinde kolları sıvayıp Babıâli yokuşuna hem de baş muharrirlik sanatı ile çörekleniveriyorlar. İnşaat kalfasından bir ruhsat tezkeresi bekleyen bu cemiyet, anasına, kardeşine sırt sırta birkaç mektubu zor çıkartan kalem züğürtlerinden hiçbir ehliyet vesikası beklemiyor. Fikirle izdivaç etmeyen büyük sermayenin, boş ve boşluğu nisbetindeki küstahlığı, son iki yıl içinde bir çok gazetelerimizi nasıl binbir çeşit mağazasına döndürmüştür, bunu hep beraber görüyoruz.

Bizde gazeteciliğin bir de haberler cephesi var ki bu servislerde çalışan gençlerin birbirlerine benzer tarafları hemen malumunuz olsa yeridir. Çoğu bir lise tahsiline zor dayanmış, bir kısmı ise (evet en ciddi gazetelerimizde) ortanın son sınıfına merdiveni güç belâ dayıyabilmiştir. Bazan aldıkları maaşın azlığı, fakat çok zaman cirimlerinin yetmezliği sebebi ile en taze ve dumanı üstünde haberleri bayatlatır, bazan atlar, arada bir haberin kıyısına yaklaşmak üzere sıçrar, fakat ulaşamaz, bazen de son bir gayretle atmasyona sarılırlar. Daha dün aziz bir dostum, “Biz Halk partililerin ellerini sıkmayacağız” gibi bir cümlenin kendinden sadır olmuşçasına bir muhalif muhabir eliyle İstanbul matbuatına uçurulduğunu elemle görmüştü. Belki bu cümleyi bir söyleyen olmuştur, belki, muhabir yol üstü, iki kişinin hususi konuşmalarından işitmiştir veya tuhaflığı tutmuş, uydurmuştur. Gazeteciliğe ilk başlıyan bir muhabirin acemiliği hoş görülse bile, çoğunun yıllar geçtiği halde batılı manasıyla haberini, arslanın ağzından alacak kabiliyete erişemediklerini görüyoruz ki işte bu acı geliyor. Ne bileyim, gazeteciliğin cıvıtmamak şartıyla bir uydurmasyon tarafı da belki vardır. Mesela günün birinde insan, bilmem hangi şehrin dağında, bir çoban çocuğunu, bir kartalın pençelerinde havaya kaldırtıp, muhayyel bir mücadele manzarasından haber verebilir. Aksini isbat etmek hiçbir makamın vazifesi olmayacağı için bu balonun çekilir tarafı vardır. Ama bu hususlarda da işin tadını kaçırmamak, dozu iyi tayin etmek zorundayız. Gazeteciliğimizin bir de sırf şantajla ilan koparmak, kuru sıkı gürültülerle haraç almaya kalkmak maksadıyla neşredilip mürettiple, sahibinin elinde kalan diğer bir çeşidi var ki bu yürekler acısı kısma dokunmayalım. Her mesleğin döküntüleri olmaz mı?

Gerçi dün, bizim meslek için istihbarat işleri imkânsızlığa mahkûmdu. Ama bu, muhabiri, yıllar sonra dahi bıraktığım yerde bulmamızın bir mazereti olmamalıdır.


Şardağ, R. (1951, Ağustos 9). Günübirlik / Bizde gazetecilik. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın