Neredesin ey sevgili!

Nerelerdesin, a canım efendim? Hanidir hoyrat hoyrat esen rüzgârlar senden bir haber vermez oldular. Ne bizim semtte, ne öteki şehirlerde, ne de yad ülkelerde görünmez olmuşsun. Bilirsin, hem çok iyi bilirsin ki şu aşağı mahlûklarla dolup taşan dünyada senden başka hiçbir şey beni teselli etmez. Eloğlu bilmez tabii, ama yine sen bilirsin ki para, pul ve ikbal dediğimiz kof kıymetler peşinde koşmam. Kabuğa değil, öze tutkun olan eski mutasavvıflar misali bir hasta, mistik devirlerin rüzgârı ile iyice sersemlemiş adamın biriyim. “Senden gayri hiçbir şeyde gözüm yok” diyeceğim ama, boş bir söz olacak, çünkü benim zaten gönlüm gibi gözüm de sensin. Fakat gel gör ki, sende bir türlü aradığım anlayışı bulamıyorum. Ben sana koştukça sen kaçıyor, adeta kayboluyorsun. Hatırlayacaksın, çok iyi ve çok aziz arkadaşlarımdan biri, ileri kademelere kadar çıktı. Geçen aylar ona gidip ihtiyacı olduğuna emin olduğum dostluğumu ikram edeyim dedim. Tabii ondan da beklediğim tek şey, bu dostluğun, salçası, tadı tuzu, kısaca lezzeti değişmeden iadesiydi. Fakat bunu görmedim. Senin o esnada dostumu yalnız bırakman buna sebep oldu sanıyorum. Ah sen, ne azizlikler ediyorsun daha! Evlâdın kalbinden “pırr!” diye uçuveriyorsun; zavallı anacıklar, evlât ihmalinin ölümdem beter acısını çekiyorlar, iki sevdalı gencin birinden elini çekiveriyorsun; aşkın acılığında ayrı bir güzellik olmakla beraber, firaklı bir devir başlıyor. Sen kimi terk ettinse onda insanlıktan eser kalmıyor. Sende vitaminlerde bulunan vasıfların hepsi mi toplanmış ne? Sensiz insaniyetin hüviyeti uçuyor. Bunca yıldır şu hercailer misali, gönüllere konup konup kaçışın yetmiyor mu? A benim Sultanım efendim, a mürüvvetlim! Gel etme, tekrar havalandığın göklerden, gizlendiğin köşelerden dünyamıza gel! Evlâtlar analar muhabbetini yeniden duysun. Kardeşler tekrar birbirlerine sarılsın. En aziz dostlarını, nisyanın oku ile zehirleyen yürekler, vefanın nurlu ışıkları ile yansın. Gel ey vefa! İnkisar kalksın, nefret bitip saadet gelsin! Ben buradayım ama, sen neredesin ey sevgili? Gel yine aramıza bir gir de asırlar süren bu vefasızlık mısraları bu hicran edebiyatı sona ersin, onun yerine karşılıklı vefanın şakrak şarkıları çağıldasın. Ve sen gel de ey sevgili, Şardağ’ın bu namertlik, hicran ve hayal kırılmalariyle sessizce kanayan kalemi, bükük boynunu kaldırıp şen türkülerini söylesin!


Şardağ, R. (1952, Şubat 11). Günübirlik/Neredesin ey sevgili. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın