
Dün akşam, bizim radyoda Ankaradan gelen, soyadını pek belliyemediğim Nigâr adında bir hanım şarkılar söyledi. Sonuna yetişmişim. Şükrü Tunar’ın bir Uşşak şarkısını okuyordu. “Kalbimi bezlederim mihnet-i zevk ile ben.” “Minnet”i, “mihnet” yapan bu hanım kızımızı asla günahkâr tutmuyorum. Türkçe’nin kaç yıldır nasibi bizde bu! Okullarımızda bundan birkaç yıl önce, Türkçe’yi iki ders yerine saymak üzere emir verilmişti. Demek devletçe, kendi dilimize karşı saygısızlığımız anlaşıldı; fena değil. Elinize bir gazete ilânı alın, okuyun; en azından iki üç imlâ veya ifade hatası bulacaksınız. Sinemalardaki havadis tercümelerine dikkat edin. “Geldim sana o gün” gibi frenk bozması sözler. Fıkra yazarlarımızın dikkatle birkaç satırını okuyun; zorlanmış, yapmacık kompozisyon karalamaları. Halbuki gözlerimiz henüz açılmadan, anamızın idrakimize doğru üflediği ilk ses aziz dilimizdir. Ruhi yapımızın bütün sermayesi Türkçedir. Bu dilin henüz alfabesinde böyle bocalıyoruz. Halbuki Türkçe, yalnız, doğru yazma ve söylemeden mi ibarettir? Türkçede seslerin bir ilmi vardır. Fonetiğe riayet etmeyen bir dil ciddî yerlerde, nasıl telâffuz edilir? Türkçe’de bir şive davası vardır. Bütün tahsil hayatını İstanbul şivesi ile yazılmış kitaplar ve bu şive ile konuşan hocaların yanında tamamlamış olan bir aydının incelmemiş bir bölge diyaleği ile konuşması doğru olmaz. Türkçe’de bir tavra sahip olmamız gerekir. Sadeliği avam konuşmasından, tabiiliği bayağılıktan ayırmak zorundayız. Türkçe’de telâffuz cihazını ruhumuzun aynası kılmak, bu ruhun akislerini dilde toplamak medenî bir millet için şarttır. Hülâsa Türkçe’de ulaşacağımız bazı irtifalar vardır. Ama ne çare ki biz henüz ağzımızın sesini burnumuzdan, burun sesini dişlerimiz arasından çıkaracak kadar işin acemileri durumundayız. Bizim radyodaki misafir, haydi diyelim ki resmi bir radyo sanatkârı değil, piyasanın yetiştirdiğidir. Fakat birçok resmi sanatkârın bozuk Türkçesini de İstanbul ve Ankara’dan elem duyarak işitiyoruz. Bu dil bizim, bizim ama, biz bu dilin bir şeyi değil miyiz?
Şardağ, R. (1952, Şubat 18). Günübirlik/Türkçe. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

