
Bilmem dikkat ediyor musunuz? Baskı bakımından önde giden bazı yeni gazeteler, zaten çorak olan fikir tarlamızı büsbütün kuruttu. Güzel kalmanın yollarından güya ilmî olarak bahseden, gerçekte teşhiri ayıp sayılacak duygularımızı gıcıklamak hedefini güden yazılar ve çıplak resimlere gazetenin hemen yarı hacmi ayrılıyor. Hafif şakalar ve havadis için bir sahife; yazısız roman; bütün bir arka yaprağı kaplayan karikatür maskesi altındaki eski şark heccavlığı; bilmeceler bulmacalar; atmacalar, tutmacalar da araya girince fikirle alâkalı sütunlara bırakılan imkan, habbe kadar bile yer tutmuyor. Diğer bazı ciddi gazetelerimizde şaşkına dönmüş, bu savaşa çarnaçar katılmak yolunu aramadılar. Mesela sabahın erken saatinde evden çıkıyor, mahmurluğumuzu giderecek olan dünya ve memleket olaylarına şöyle bir göz atmak mı istiyorsunuz? Eisenhower’in Türkiye’yi ziyaretine ait resimlerin bir köşesinden, meşhur bir Hollywood yıldızının apış arasını hedef tutmuş bir objektif gevezeliği gözünüzden kaçmıyor. Bir yanda mesela devlet başkanının memleket seyahati, onun hemen üst veya altında, sabah sulu şapırtısından tiksindiğimiz bir öpüşme sahnesi: “Rita’nın son çevirdiği film.” Yaşça ve başça küçükler için tertip edilmiş olan bu sahifelerde fikri sunacak yazıları beyhude ararsınız. Başmakale ya çarşaf gibi uzayarak işi röportaj muhbirliğine dökmüş veya cüceleşmiştir. Fıkra yazarı ise gözden uzak bir köşeye gizlenmiş, yirmi dört saatte çiçeklerini açan en sevimli bir fikri avlıyacağı yerde, sinek avlamanın bahtiyarlığı içinde mesttir. Ha gayret, bütün dikkatinizi yorun bu fıkra, başmakale veya siyasi, ilmi yazılarda bir sıkı tahlile girişin; hani kabuklarını soyduğunuz soğandan bir öz çıkaracak, fakat bu satırlarda fikir zırnık bulamayacaksınız. Gerçi dünyanın her yerinde ortaya yakın az okumuş tabaka için çıkan hafif gazete ve dergiler vardır. Fakat sevimsiz Rus salatası gibi kaliteyi kalitesizle birlikte, ciddiyi zirzopla kucak kucağa sunma kepazeliği görülmüş şey değildir. Şu yarım asırlık Les Nouvelles Litteraires’e bakın; edebi hikâye, elli yıl önce nasıl ilk sahifenin sağ alt köşesinden girerse bu gün de ayni yerden girmektedir. Tiyatro tenkidi elli sene evvelki gibi yine, son yaprağın ilk sütununda yer almaktadır. Bu işin vebali yok mu?
Şardağ, R. (1952, Mart 25). Günübirlik/Fikir. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

