
Yüksek Ticaret okulundaki hadise üzerinde tek taraflı duracaklar için, bir yüzü daima karanlık kalmaya mahkumdur. Biliyorsunuz, seksen kadar öğrenci öğretmenlerini haksız buluyorlar. Hatta yarısından fazlası da imtihanlara girmemiş. Yazılı olduğunu tahmin ettiğim istatistik imtihanına girmeyerek toptan girişilen boykot hareketini herkes gibi, hele eski bir öğretmen olan bu satırların sahibi de iyi ve makul bir jest sayamaz. Fakat öğretmenden yana, meseleyi mutlaka hüsnü muameleye yormak mecburiyetinde de değiliz. Şahsi ve hissi hareket ettiği söylenen ve yüze yakın yüksek tahsil gencini inciten hocaları hakkında objektif bir hüküm vermeye, ne içinde bulunduğum karanlık, ne de selâhiyetim müsaittir. Fakat marangozun kötüsü, doktorun haini, çiftçinin asabisi, avukatın garazkârı nasıl mevcut olabilirse öğretmenin de garaz bağlar cinsinden olanı pekâlâ bulunabilir ve on iki yıllık hocalık hayatımda bir nice melek ve masum hocalar yanında böylelerine de rastladığımı itiraf etmeliyim. Şu halde bunu tabii bularak geçebilir miyiz? Hâşâ! Muallimin hissi, ve haksız olanı, yetişen nesillere sade kemiyetçe değil, keyfiyetçe de zarar verir. Kasabın kötülüğü yalnız birkaç müşterinin kesesine patlayan kötülüktür. Ötekinin fena olanı bir neslin dimağını ve adalet hissini yok etmek için kâfidir. Gerek öğretmenin hoş olmadığı söylenen tavrı, gerek imtihana girmeden önce hak aramanın iyi bir hareket olmayışı üzerinde yürüteceğimiz mütalâalar, asıl devin belkemiği dururken tırnaklarını koparmakla uğraşmaya benzer. Bizce bu işin tek mesulü, bu devirde, hem de bir ihtisas kolunu tedris eden yüksek okulda, öğrencilere dört ayrı dersi bir hocanın vermek zorunda kalışıdır. Batı’da, bilhassa, Anglosakson mekteplerinde orta okul derecesindeki kolejlerin son sınıfından itibaren dersler branşlara ayrılırken, bizdeki bu fikri hamallık öğretmende de, talebede de şevk namına bir şey bırakmıyor. Bir binanın temel atma mütehassısını bile ayrı yetişen garptan adet ve örf kopya edeceğimize bu cihetleri alsak ya! Sinirlerine hakim olmadığından şikayet edilen hoca hem istatistiğe, hem, (dikkat buyrulsun) iktisadi mezhepler tarihine, hem nakliyeciliğe, hem sigortacılığa giriyor. Yüksek tahsil mensuplarına satılacak meta, işportaya tıkıştırılmış binbir çeşit kalitesiz mal değil, her biri ayrı bir nizam içinde tekevvün eden (vücut bulan) ve gelişen içtimai fikir sahaları olduğuna göre, bu çeşitli yükleniş, bizim sayın ekonomi öğretmeninde şevk namına bir şey mi kor? Onda şevkten eser, öğrencide takatten zerre bulunmayacağına göre suçu hâlâ ve hâlâ devam eden Fransızların (Culture general) umumi kültür hastalığına bağlamak, kimseyi suçlu görmemek zorundayız. Yirminci asır Türkiye’sinde Üniversiteler mahiyetindeki bir okulda dört ayrı dünya gibi dört ayrı ders grubunu bir dimağın kerametinden beklemeğe asla hakkımız yoktur…
Şardağ, R. (1952, Haziran 4). Günübirlik/Bir boykotun düşündürdüğü. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

