Uşak

Tulûat tiyatrosunun komik adı altındaki son mümessili, Dümbüllü İsmail’i geçen gece bana, on bir yaşındaki heyecanlarımın aynını tattıran bir lezzetle seyrettim. “Son tulûat komiği” dedim. Çünkü bizi kendisine değil, sanatına güldüren tek halk sanatkârı olarak ortada kalan odur. Şaklabanlıkta, belden aşağısı ile alâkalı tekerlemelerde, gerçek tiyatro ile, halk geleneklerinin ortasında kalan melez hareketlerde gördüğümüz o gün geçirtici ve sabun köpüğü gibi dağılan karakter yerine uşak, ebedi insanı halâ bütün çıplaklığı ile temsil edip durmaktadır.

Shakespeare’de yaşayan, Balzac’da, Dostoyevski’de bulunan neyse uşakta da devam eden aynı şey, aynı beşeri nesnedir. Biz uşağa güleriz; neden? Efendisine merak etmemesini, arslandan dahi korkmadığını söylerken birden bire önüne çıkan fareden ürker de ondan. İnsaniyet pazarında sahte cesaret ofisi kesip duran şu bir korkaklar sanki daha başka türlü mahlûklar mıyız? Uşak yalan söyler; ya biz doğrucu muyuz? Uşak bazen lüzumundan fazla zeki, bazen lüzumundan fazla aptaldır; ya bunlar bizlerin birer vasfı değil mi? O, bazen ne boş yere vefakâr, ne karşılıksız sadakat heykelidir.

Hülasa insanlığımızın birer parçasını varlığında aksettiregiden bu tulûat mümessili, tarih içinde gelip geçmiş olan bütün beşeri sanatkârlarla akraba, karagözle, İngiliz tiyatro dehasının, cüceleriyle, hatta ilk Fransız trabadurları ile kardeştir. Biz onda tezahür edip gerçekte tamamen bize ait olan acınacak hale, kendimizi bir alâkası yokmuş gibi güler, zaif taraflarımızı kendi üstüne çeken bir temsilci bulmanın rahatlığına kavuşuruz. Bence İsmail Dümbüllü, işte bu insandan gelme ezeli özellikleri yaşatmakta devam ediyor. Onu, muakkipsiz (takipsiz) olduğunu düşünerek, biraz da üstüne titreyerek, memnunluk fakat rikkarle seyrederken yarın, tulûatın öksüz kalacak olan bir sahasına tahassürle baktım, durdum.


Şardağ, R. (1952, Temmuz 24). Günübirlik/Uşak. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın