
Son Mısır Kralı Faruk kendi vatanından kovulurken fellahçocuklarının yaptığı meserret şamatalarına dikkat ediyor musunuz? Hatıralarınızı şöyle bir yoklarsanız bir şeyi daha bütün canlılığı ile yadınıza getirmeniz mümkün olacaktır sanırım.
Altı ay evveldi; Kahire semalarına ışıkla şu yazı hâkkedenler yine aynı halktı:
“Allah, Faruk, Mısır”
Dünyaya nasıl bir saadet veya ukubet getireceği henüz malum olmayan bu Arap yavrusu için Mısır sevincinden çalkalanmış, Peygamberin adını bir kalemde silip geçen o budalaca şevk, Allah’ın yanına şimdi yuhalanmakta olan Faruk’u oturtuvermişti.
Napolyon’un bir gün, “halk ta at gibidir, hiç güvenmeye gelmez” sözünü de hatırlayabiliriz. Bir atın bile sahibini canına tak demeyince üstünden atması görülmüş şey değilken bir kralın, yurdunun dışına çıkarılıvermesi o halkın kendisinden nasıl nefret ettiğini gösterir.
Mesele krallık ve diktatörlük idaresinden ziyade mergup veya menfur adam olup olmamak zaviyesinden mütalaâ edilmelidir. Kalbinin acısına, gözünün yaşına bakmadan zahiri nümayişlere, göz boyayıcı merasime sevk edilen halkın asıl hislerini kavramak, hakkımızda vereceği hakiki hükmü öğrenmek çok zaman bir kıta keşfetmek kadar müşküldür. Uğrunda bütün Mısır’ın kurban olacağını sanan birinci Fuat’ın bu mağrur oğlu, milletini, halkını tanımamanın tarih içindeki bilmem kaçıncı tokadını yiyedursun, öte yanda, Arjantin’de resmî hiçbir salahiyeti olmadığı halde kocasından daha çok hükümran olan ebedî Peron’un ölüsüne karşı gösterilen şu samimî ve ibret alınası matem, ne büyük bir tezaddır. İşçi, küçük memur, fakir ve yoksul tabakalar, askerler, kadınlar ve küçük çocuklara ayrı ayrı kendini sevdiren ve saydıran şu büyük kadının naşını, kocası bir türlü kaldırtamıyor, boyunları, en çok sevdiklerini kaybettikleri için bükük duran mahzun Arjantinlilerin elinden kurtaramıyor.
Devlet adamları, Krallar, diktatörler için iki derin tezad levhası!
Bir yerde ölen Peron, yaşayanlara hükmetmekte devam ediyor. Bir yerde cemaziyelevveli kapkara olan Faruk-ul evvel, sağlığında mevta olmanın felâketi ile karşılaşıyor.
İbret alacaklar çıkar mı; hiç sanmam.
Rahmetli Akif, son şiirinden birinde ne haklı söylemiştir:
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
Şardağ, R. (1952, Ağustos 2). Günübirlik/Faruk-ul evvel. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

