Bozuk türküler

Dün Müzeyyen Senar tarafından okunmuş bir türkünün son iki mısralık nakaratını dinlerken “Ööö!…” dememek için kendimi zor tuttum.

“Lofçanın hanına vardık
Veresiye rakı şarap aldık
Salla da fistanı”

Halk türküsü adı altında neşredilen bu zırıltı, bir memleket havasının büzülüp azmanlaştırılmış şeklinden ibarettir.

Azman! Bunun hangi çeşidi güzel ki… Heybetli bir köy tavuğunu ispenç cinsi ile karıştırıp azmanlaştıran, sonunda meydana cascavlak bir mahluk çıkaran zihniyete ne kadar yazık oluyorsa, işte böyle Anadolu yaylalarının bakir havalarını berbat eden gayretlere de yazıklar olsun derim. Hele canım Türk musikisine mariz bir karakter aşılamaya çalışan alaturkacı meşhur bir sesten böyle bir azman türküyü dinlemek betbahtlığın beteri oluyor. Gerçe bizim halk türkülerimiz basittir. Daima “bir ayağında mesti var” misali, aynı nağmeleri sık sık tekrar eder. Fakat onların öyle sabah rüzgârı gibi taze bir sertliği, bazen gün batısı gibi öyle dilsiz mahzunluğu, bazen ah, bir türlü ifade edemediğini sanmaktan gelen öyle saffet dolu derin ifadeleri var ki. Bunların söylenmesi için de bozkırdaki gönül yangınından nasip almış olmak lazım…

Biraz halktan, biraz şehir kaldırımlarından karışmış nağme ile bize sunulan türküler bana ağır geliyor.

Millî türkülerimizin iffetini hedef tutan bu çirkin melodiler ve sahte nağmeler karşısında nasıl susalım?


Şardağ, R. (1952, Ağustos 6). Günübirlik/Bozuk türküler. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın