
Geçen gece açık hava tiyatrosunda İsmail Şençalar’ın kanununu uzun uzun ve derin derin dinledim. Suzinâk makamında pervaz eden kanun, musikimizin bu konuşkan sazı, kendi bünyesine en uygun bir makamı süslemedeydi. Bizim musikimizde makam, batının kendi yapısında bulunmayan bir özelliktir. Rahatça sayılabilecek olanların sayısı yüze, heyeti mecmuası üç yüze varan bu makamlar, ruhların ayrı ayrı nağme bölgelerinden ibarettir. Gözü denizde açılmış bir kimsenin karada geçen bütün ömrüne mukabil ruhunun en köklü temayülü nasıl denize karşı ise hangi perdede ve hangi lahinde dolaşırsa dolaşsın bir makamın özünden nasip almış nağmeler de eninde, sonunda o makamın aslına dönecektir. Sanki bir pervanedir. O sel gibi akan sesler ki döne kıvrıla, çırpına uça gelecek aslına avdet edecektir. İşte bu makamlardan biri olan suzinâk, ister zirgüleli, ister zirgülesiz olsun çok ruhnevaz bir makamdır. Şöyle bir kuşun kanatlarını açışına benzeyen girişle, karardan dışarıya çıkan melodiler, sonra birden ne olur, neden kırılırlar ve yaralı kanadı ile yavaş yavaş yere düşen bir kuş gibi bükük boyunla sendelerler; bunu evvelki gece Şençalar’ın kanununda içimin bütün hücrelerine hitapeden bir tokluk içinde hissettim. Gâh bir çocuk kadar hırçın, gâh mahzun, bazen delişmen, bazen tam manasıyla coşkun, fakat çok zaman, hatta hemen hemen her zaman nikbin ve neşeli olan kanun, suzinâk’da kanun manasını ne kadar bulabilirse İsmail Şençalar’da da o kadar buldu. Gitgide kalitesi düşen musikimizin kaderi her zaman ümitsizliğe düşürücü değildir. İşte böyle kıymetler elinde başımızı dik tutabilir, temelin sağlam kaldığına inanabiliriz. Açık hava tiyatrosundan aklımda Şençalar’ın tavrı, ruhumda suzınâk makamı olduğu halde derin bir hazla ayrıldım.
Şardağ, R. (1952, Ağustos 26). Günübirlik/Suzinâk. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

