
-Nen var dostum, yine dalıp dalıp gidiyorsun?
-……..
Onu birkaç aydır böyle dalgın , perişan buluyorum. Çağını geçirmiş olan bekâr arkadaşımın sık sık nükseden bir hastalığı var: Böyle senenin birkaç ayında aniden boynu bükülür, kendisini, dünya yüzüne gelmiş insanların hiçbirinin yaşamadığı bir derdin sahibi olarak tanır. Dalar, mükedder hislerinden nasip almış olduğu besbelli bulunan gözlerle ufku tarar… Elinde kalemi de vardır. Kağıda bir şeyler karalar ama daha ziyade kimsede görülmemiş sandığı bedbahtlığına yanmaktadır. Bilmez ki dünya kurulduğundan beri her sevenin kaderi budur. İlk kıvrandırıcı ateş dalgaları geçip birbirlerine vasıl olmuş olan hiçbir sevgi aşkı çağırmamıştır.
-Neden, diyorum, üzgünsün? şükretsene Allahına… Şu senin halinden başka kimin haline aşık ve kimin hissine aşk denir.
Beyhude konuşuyorum. Onu kuşların sesi, müzik, bu bahçe, çiçekler. Hiçbir şey, kökleri pek derinlerde olan duygusundan ayıramıyor.
Bilmiyor ki hiçbir aşk şiiri “ey sevgili senin vücudun” diye başlamamış, “en sevgilim senin ruhun” diye başlamıştır. Bilmiyor ki neşeyle doğrulduğu, bütün acılarını unutup petekten bal almaya başladığı an aşk bitmiştir. Kovanından çıkan yüzlerce çift arının yapılmış balı değil, bal yapmak üzere günler, aylarca çırpınışı sevdadır. Bilmiyor ki dünyanın en büyük aşıkının adı “Âkil” değil “Mecnun” dur.
-Bedbahtım, badbaht!…
İçinde yaşadığı büyük saadetten ve sahip olduğu manevi sermayeden habersiz yaşamak gerçekten büyük bedbahtlıktır.
Şardağ, R. (1952, Ağustos 27). Günübirlik/Bedbaht. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

