
İstanbul’da çıkan bir gazetede bir tarihı roman tefrikası gördüm. Muharriri yeni bir isim olduğu için bir göz atayım dedim. İşte mevzuu:
İkinci Sultan Murad’ın oğlu şehzade Mehmet sünnet ediliyormuş. Bu yüzden büyük bir eğlence tertip edilmiş, bu eğlencede Sırplar, Ulahlar ve diğer bazı milletlere mensup esirler ortaya çıkıyor, birbirlerini bıçak, demir, çivi vesair kesici maddelerle delik deşik ediyor, kan revan içinde yerlere yuvarlanıyorlarmış. Ve bunları seyreden Türk misafirler büyük bir neşe içinde eğleniyorlarmış.
Gerçi tarihte böyle vahşi şeylerden zevk alan milletler olmuştur. Ispartalıların Atinalı bazı esirleri köpek balıklarına yedirdikleri, Romalıların meşhur gladyatörlerden duydukları haz malûmdur. Tasavvur edin, bizim namalûm tarihçi efendi, farzı mahal böyle bir vaka mevcut olsa dahi koca Türk tarihinde yazacak başka bir şey mi bulamadı?
Yediği naneye baksanıza! Meselenin bence tek çirkin tarafı burası değil. Hâdisenin asıl illetine inersek utanılacak cihet pırıl pırıl meydana çıkar. Son zamanlarda ucuz bir tarihî romancılıktır aldı yürüdü.
Bilmem hangi sultanın harem içi cilveleri, hamam halvetleri, yakası yırtık muaşaka sahneleri, geçmiş asırların insanlarına yirminci asır âşıkları gibi lâflar ettirmek; Fatih çapında bir adama bir çavuştan tokat yedirmek; hakikî kahramanlıklar dururken hayalde şişirilmiş yapmaçık babayiğitlikler. İşte sermayeleri.
Tarih ve mazi üstüne cereyan eden bu çirkin spekülasyon artık okuyanlara gık dedirtmiş bulunmaktadır. Tarihi olmayan, mazisi o kadar derinlere gitmeyen milletler; şarka ve bilhassa bize gıpta ederken, bizim tarihimizle alakalı Türkiyat enstitüleri kurarken biz neden kendimizi kökümüzden koparmak, ayrık otu gibi yerin üstünde sürünmek cihetini iltizam ediyoruz bilmem ki. Kendi kendilerine “Tarihçi”, “Maruf tarihçi” gibi sıfatlar biçen bu memleket sevgisinden yana yoksul insanlarla mücadele etmenin zamanı gelmiş bulunuyor.
Bunlar o kadar saygın ve kesif bir kalabalık ki “Tarihsizlerle, mazi ve memleket sevgisinin düşmanlarıyla mücadele” diye bir cemiyet kurmak lazım geliyor.
Şardağ, R. (1952, Ağustos 28). Günübirlik/Yediği naneye bak. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

