Eski şiirimizin bir aşk anlayışı var ki böylesi bir aşk, ne bizde, ne de dünya edebiyatında görülmüştür. İran edebiyatının Epikürist bir görüşle beslenen garam şiirleri bile ona benzemez. Bakarsınız, bazen cahiliyye devrinin Arap şiirleri gibi içli seslenişler divan gazellerimizi süsler. Bakarsınız; Racine’deki his ve akıl çarpışmasının olgun meyveleri halinde yükselen uslüp ve espri inceliklerini andırır. Fakat gerçekte iç âlemi ve hususilikleriyle klâsik şiirimizin aşk cephesi, sadece kendine benzer. Bu aşk, çocuklarımıza, yetişecek nesillere hiç sıkılmadan sunacağımız inci değerinde söyleyişlerle doludur. Evet, ben de biliyorum; Burada misal getirmekten haya ettiğim bir çok müstehcen ve gayri tabiî muhabbet hezeyanları, küfürname ve söküntü halinde, insanı iğrendirircesine yazılmış hicivler bu edebiyattadır. Fakat o devirlerin biraz da sosyal yapısından gelme sebeplere atfedeceğimiz bu metinleri bir kalemde geçip, klâsik şiirimizin, insanî faziletin iklimine ulaştıran örneklerine dönelim. Eski şiirimizde sevgili, var mı, yok nu? Tanrı mı veya eti kemiği olan bir dünya mahlûku mu? Kısaca hakikat veya hayal mi pek bilinmez. Zaten bu noktanın ne değeri olabilir? Aşkın, ruhiyat ve fizyoloji kitaplarında ilim olarak, insan oğluna has bir mesele olarak tetkik adilen aşkın, bütün dünyada olduğu gibi nezih örneklerini çocuklarımıza da belletmek ve onların zevklerini inceliklerle doldurmaktan çekinmeyelim. Oysaki klâsik şiirimizde “onlar ermiş muradına” ile sona eren o mahdut gayeli, o yalnız bedenle alâkalı, o sadece tene yapışık aşk anlayışı değil, visali olmazsa da bağlanılan sevgili uğruna çekilmiş cefaların, katlanılmış ezaların ve gösterilmiş kahramanca sabırların hikâyeleri yaşar durur. Efendim, “bir visalle bitmeyen aşkın insanî bir aşk olması mümkün mü?” Düşünün, hayvanlar ve bitkiler içinde pek tabiî olan bu aşk çeşidi yok diye, o güzelim edebiyatımızı hicve kalkışmışlardır. Sanki melâlin, sanki cefanın, sanki uğruna her fedakârlıktan çekinmeyeceğimiz sevgililere ölmez bir tahammülle bağlanmanın hayvanlar ve bitkilerle alâkası varmış gibi (Afallahüanh).
Koca Ragıp Paşa‘nın, işte bu aşktan, bize espri ve incelik dolu olarak sunduğu iki mısraı:
“Sen bulursun yine Ragıp gibi şeyda ama
O senin gibi sitemker cefapişe bulamaz”
Bağdatlı koca Ruhî’ye baksanıza! Sevdiği güya rakibinin yanında, fakat kendisi hiç telâş etmiyor. Bu işin aslı faslı yok ama, klâsik şiirimizde, daha ziyade, icat edilen sevgililer için bu kadar yaşanmışçasına duygulanmak pek muhteşem oluyor:
Güncü mihnette rakîbâ beni tenha sanma
Yâr ger sende yatursa elemi bende yatar”
Nabî, sevgiliden ayrılmanın tadını çıkarmada o kadar ileri gitmiş ki,“yahu” diyor, “o hale geldik ki sevgiliye hasret kaldık diye sızlanmaya fırsat bulamıyoruz.”
“Bir güne zevkiyab-ı gam-ı firkat olmuşuz
Kim yâre hasretsiz demeğe hasret olmuşuz”
Bakın, belki adını hiç duymadığınız Şem’i gönül kasrının yâr eliyle tamirine bile razı değil:
“Kasr-ı dil olsun harap ey yâr senin olsun senin
İstemem tamirini mimar senin olsun senin”
Şu Sabit’in gönlü de ne deli gönüldür, ne menfaatını takdir etmez bir gönüldür. Müflis ‘aşıklar gibi melâl içinde kıvranıyor. Halbuki elindeki sermayeyi bir bilse…
“Elinde mal-i hülya gibi bir sermaye var şimdi
Reva mı âşık-ı müflis gibi dil pür melâl olsun”
İşte yine adını pek duymadığımız bundan 160 sene önce yaşamış İzzet’in Konya’da 101 yaşında bir ihtiyardan edindiğim divanındayız. Şair, lirizmin şaheseri diyebileceğimiz bir gazelinde bakın sanatın nasıl ihtişamına varıyor:
“Sen yandın ey gönül dahi hâlâ yanan nedir
Sen gerçi kalmadın ya bana bar olan nedir”
Cinsî terbiye, cinsî terbiye! diye yıllarca bağırıyor, fakat işe nereden gireceğimizi bilemiyoruz. Ruhiyat kitaplarında “aşk” bahsini okutuyor, örnek veremiyoruz. Bugünkü insanın kaldırıma düşürdüğü aşkı, ömür boyu, taç diye başında, ateş diye gönlünde, ilham diye sanatında taşımış olan klâsik şairlerimiz! size doğru eğileceğimiz, kupkuru dudaklarımızı pınarlarınıza değdireceğimiz günler uzak değildir.
Şardağ, R. (1952, Ekim 5). Günübirlik/Aşk ama, böylesi!. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

