
Şu aşağılık duygusuyla, “bizde bir şey olamaz” vehmi için nasıl boğuştuğumu bilen bilir. Fakat üzülerek itiraf etmek zorundayım ki bizde yerli film denilen şey, çok defa bir fikir, bir ruh, bir mizansen ve dekor sefaletidir. Son defa İzmir’e gelen “Ege Kahramanları” ile, “Dudakten Kalbe” filmini göremedim. İkincisini olsun kaçırmamaya çalışacağım. Ama bu ana dek gördüklerimden utanıyorum desem, hani pek hafiften bir laf etmiş sayılırım. “Bizde para yok” denecek; malum. Yeni dünyada çevrilen bir filmin, bir saatine harcanan para, bizde tamamına harcanan parayı birkaç kat aşar. Bizde perde tekniğine göre yetişmiş film artisti yok; bu da elma’lum. Fakat bizdeki sefalet, bu yok olanlardan değil, bilâkis var olan şeylerden, yani kendimize göre yapmaya kalktığımız lâübaliliklerden gelmektedir. Yoksa ne tamtakır kuru bakır bir dekor sefaleti, ne artistlerin sahneden geçmiş olmamaları yerli filmlerimizin felâketini hazırlamıyor. Asıl felâket, filmciliğimizi, “Bir Millet Uyanıyor” dan, “Şehvet Kurbanı”ndan beri böyle kötürüm bırakan cihet, vaz geçemediğimiz bazı illetlerdir. Bir defa fimlerimizin mevzuu köyde veya salonda geçsin ya Fellâh filmlerinde gördüğümüz üzere felâketle ve yahut “onlar ermiş muradına” kabilinden baş göz olma ile biter. Bu değişmez mevzu alın yazısı, kene gibi filmciliğimize yapışmış bulunuyor. Aşk köyde geçiyorsa ve gerdek faslı ile bitiyorsa, bir oturak âlemi ile sona erer. Veya bir ağaya zorla satılığa çıkarılan kız, onu sevmez de, asıl sevdiği delikanlı ile gizlice konuşur. Nerede? Mutlaka bir pınar başında. Ne yaparken? Mutlaka destisini doldururken. Dekor nedir? Mutlaka tepelerinde halden anlar bülbüllerin şakıması. Ya oğlan ne yapar? Hazin hazin kaval çalar veya uzun nefesli bir şey öttürür.
Mevzu şehirde mi geçiyor? Alâkasız ve havaî bir delikanlının narına yanan genç kız, bir salonda veya evindedir. Hemen muhakkak keman veya piyano çalar. Başka bir çalgı çalmak mümkün değil midir? Hayır! Aşıklara bu sazlar yaraşır. Oğlan neden sonra pişman olmuş, kıza dönmüştür ama, iş işten geçmiştir. Evvelâ kız firaklı firaklı solo şarkılar döktürmüştü; şimdi de oğlan yapındırır. Hele tanınmış solistlerimizi sahneye çıkarma modası da revaçta ya; olur olmaz yerlerde bir feryattır başlar. Şarkılar inilti olur…
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, üstelik: “halk bunu istiyor” diye, halka bu fikir ve ruh sefaletini reva görmeğe kalkışırlar? Sorulacak sualdir. Filmlerimizde fikir mi? Hak getire, milli karakter mi? Solda sıfır, dekor mu? Uydurma. Sanat mı? Varın siz verin hükmü.
Şardağ, R. (1952, Ekim 26). Günübirlik/Yerli filmlerimiz. Yeni Asır, s. 3.
Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

