Mısır kazanı

Kaç gündür, hakikat değil sanısiyle, bekleyip durdum. Mısır’dan bize düşman sesler yükseleceğini pek ümit etmiyordum. Ama, artık durum aydınlanmıştır. Para ile tutulmuş Arap ağlayıcılarının hep birden ulumaları gibi, bu dost ve kardeş olması gereken milletin basını da cümbür cemaat bize saldırıyor. Neden? Akdeniz’in bu tarafında, bir silâhlı takaza çıkmasın; İngiltere ile Mısır dostça anlaşsın diyen notaya imzamızı attık diye mi? Bu ne gaflettir ki milletlerin iki kampa ayrıldığı, komünizmin, insanlığı çökertmek için bütün anlaşmazlık köşelerini ateşlediği bir sırada, Süveyş gibi, çakar almaz Arap piştovu ile müdafaa edilemiyeceği muhakkak olan kıtalar arası bir geçidin, demokratlar cephesinde bulunması gerekeceğini Kahireliler düşünemiyor.

Öte yandan, silâh zoru ile sokamadıkları İslâmiyeti, kendi isteği ve sevgisi ile benimseyen Türk olmasaydı, bayrağımızın yanı sıra, Muhammed’in yüce dinini, yer yüzünü dört bucağına yaymak nasıl mümkün olacaktı? Arap ırkını haritadan silip atacak olan o fanatik Hıristiyan ordularını, o azizler ve papazların kışkırttığı haçlı seferlerini biz durdurmasaydık, bugün çöllerde kaç çadırlık bedevi kalmış olacaktı? Fakat siz gelin görün ki, entarili, meşlâhlı bir kısım donsuzlar kalabalığı, birinci cihan harbinde, bize yaptıkları nankörlüğü, şimdi de en zayıf anlarında İngilizlere yapıyorlar. Gazeteleri bize “köpek” sıfatını lâyık görmekten çekinmiyor. “İngiliz emperyalizmi” diye yırtınan siyasilerinin, Sudan’a istiklâl vermek değil, Sudan’ı Mısır’a katıvermek özentileri, asıl iç yüzlerini de ortaya dökmektedir. Ne oldular? Nedir bu bir andaki ayran kabarışı? Mesele basittir. Yalnız his ve insiyaklarının mahkumu olan bir aşırı şarklılık, onları lâhzada böyle coşturuvermiştir. “Siyaset denen alemde isteklerin sağlanması kendine göre bir bilgi ve hüner meselesidir” diye, siz boş yere çırpınırsınız. Pilâvı avuçlariyle yutanların bu işde de kendilerine göre tavırları olmak lâzımdı. İşte, onlar da küçük bir işaretle kıyama kalktılar. Artık ne eski velinimet Türk düşünülürdü; ne dişlerini fırsat taşında bileyen komünistlerin tehlikesi görülebilirdi; ne hesap; ne kitap. Ama biz, yine de birkaç bedbaht politikacının oyununa kurban olmak tehlikesi karşısında bulunan bu millete acıyoruz. Yoksa bu kuru sıkı zırvaların kimseye zararı dokunamıyacağını da bilmiyor değiliz. Unuttuk mu sanırlar; iki acemi İsrail taburunun, üç Arap ordusunu çil yavrusu gibi dağıttığı günleri. Keza yine unuttuğumuz sanılmasın; Kudüs’ten bir iki toprak şeridi vaad edildiği için kardeşlerini yüz üstü bırakan Arap devletlerini. Onların kalleş ve dönek hareketleri yüzünden değil midir ki yurdlarından koğulan kırk binden fazla Arap göçmenini Kızıl haç hâlâ tam olarak mesken sahibi edememiştir.

Yazık, yazık! Bu kaynayan Mısır kazanının dumanları pek doğru çıkacağa benzemiyor.


Şardağ, R. (1952, Ekim 27). Günübirlik/Mısır kazanı. Yeni Asır, s. 3.


Gazete kupürlerine ulaşmamız konusunda desteklerini esirgemeyen Sevgili Âkif Genç‘e sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın